İLETİŞİM
SİTE SAHİBİ: NESRİN İKİZLER e.mail: perizadeyasar@hotmail.com
BİZİ TAKİP EDİN
02128561627
Kategoriler
Uyarı!
Sitemizde yer alan bilgiler paylaşım amaçlıdır. Lütfen uzmanlara sorularınızı kendilerine ait web sitelerinden sorunuz.
Yasal Uyarı!
Bu sitedeki bilgiler tavsiye niteliğinde olup tedavi amaçlı değildir. Uygulamaların sorumluluğu site sahibine ait değildir. Sağlık sorunlarınız için mutlaka bir hekime danışınız.Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız.Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, buradaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Buradaki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.
Legal Notice!
The information on this site is in the nature and treatment purposes is not recommended. It is the responsibility of the applications the site owner. A physician for medical problems always have danışınız.Your doctor's the drugs and diagnostics without necessarily going kullanınız.To doctor Whatever your complaint, you can put, with this information, do not attempt to treat your self. This information is not strictly a disease diagnostic purposes.

Selüliti azaltabilirsiniz, ilerlemesini kontrol altında tutabilirsiniz ama onu tamamen yok etmeniz şimdilik mümkün görünmüyor! Siz yine de bu bilgiyi “selülite teslim olun” çağrısı gibi algılamayın, keyfinizi fazlaca kaçırmayın. Kaçırmayın, çünkü yapılabilecek bir şeyler var...

Selülit, bir “kadın problemi”dir ve kilolu hanımların neredeyse tamamı bu sorunu az ya da çok yaşar. 

Problemin öncelikle orta yaşlı kadınlar için sorun teşkil ettiğini de bilmek gerekiyor. Bazı uzmanlar, dikkatli muayene yapılırsa, her 10 kadından sekizinde selülit saptanabileceğini iddia ediyor.

İyi haber şu: Selüliti bir “dişilik özelliği” gibi görenler de var. Onlara göre selülit kıvrımlı ve estetik bedensel yapı, yumuşak ve pürüzsüz bir cilt, sakalsız, bıyıksız bir yüz kadar doğal bir kadınsal özellik!
Önemli olan bu özelliğin fazla ön plana çıkmaması. Yani “makul” miktarda selülite razı olmak lazım.
Farklı düşünceler olsa da selülit günümüzde kozmetik bir problem olarak algılanmaktadır.
Modern güzellik anlayışında kadın selülitsiz olmalıdır!

HORMONAL FAKTÖRLER

Selülit oluşmasının pek çok nedeni var ama bu yaygın sorunun etkeni tam olarak bilinmiyor. Oluşumunda cinsel, genetik ve metabolik faktörlerin rol oynadığı ileri sürülüyor.
Bazı araştırmacılar hormonal faktörleri ve beslenme yanlışlarını, diğerleri sürekli alınıp verilen kiloları, hareketsiz yaşam tarzını sorumlu tutuyor. Kadın vücudunun bir özelliği olan su toplama -ödem- sorununu da ön planda tutanlar var. Bu son faktör çok önemli gibi görünüyor.
Yağ hücrelerinin içinde toplanan sıvı, yağ hücrelerinin yapısal ve görevsel değişimlere uğramalarını kolaylaştırıyor. Selülitin su toplanmasının yoğun olduğu bel, karın, kalça ve bacaklarda daha belirgin olması bu düşünceyi destekliyor.
Ama selülitin oluşumunda yukarıda sayılan bütün faktörleri birlikte değerlendirmekte fayda var. Bazen biri, bazen diğeri veya birkaçı birden ön plana çıkabiliyor.

DİKKATLİ OLUN

Şeker hastalıklarında veya glikoz tolerans bozukluğu -metabolik sendrom- problemi olanlarda artmış insülin üretimi, dokularda biriken şekerin karamelize olması -glikasyon- ve mikro dolaşımın bozulması selüliti hızlandırıyor. Tiroid bezi tembelliği, aşırı kortizol üretimi gibi hormonal dengesizliklerde de selülite daha sık rastlanıyor.
Varise veya lenf ödemine bağlı sıvı birimleri de selüliti tetikliyor. Fazla miktarda östrojen salgılayan kadınlarda selülit sorunu daha sık görünüyor.
Dengesiz beslenen, sık kilo alıp veren, kolalı-kafeinli içecekleri fazla tüketen, fazla yağlı ve şekerli besinleri çok yiyenlerde de selülite yakalanma ihtimalleri yükseliyor.
Sigara ve alkol alışkanlığı olanlarda da selülite rastlanıyor. Bedensel aktivitesi sınırlı olanlarda selülit oluşumu süreçleri hız kazanıyor.

Yanlış beslenmek selülite yol açıyor

Eğer siz de yağ-şekerden zengin, yüksek kalorili bir beslenme planı uyguluyorsanız, selülitten kaçamayacağınızı bilmelisiniz. Fazla miktarda alınan kaloriler yağ metabolizmanızı etkiler. Yağ hücrelerinizin hem boyutları büyür hem de vücutta yanlış yayılma göstererek bölgesel olarak birikmeye başlar.
Önemli olan hangi besin maddesinin yağa dönüştüğü değil, adipoz dokusunda ne kadar fazla bir genişleme olduğudur. Adipositler boyut olarak büyüdükçe çevre dokuya ve kan damarlarına baskı yapmaya başlar.
Hipodermisin üst tabasındaki kan damarları ince ve kırılgan olduğundan şişmiş, yağ dolu adipositler bu dokuları kolayca iter, kan dolaşımını bozar ve ödem oluşur.
Selülit, işte bu ödem ve dolaşım bozukluğu sonucu ortaya çıkar.

İşte selülite karşı reçeteniz

– Tuzu azaltın, yeterli miktarda su içmeyi unutmayın.
– Yapay tatlandırıcılardan ve besin desteklerinden uzak durun.
– Bol bol sebze ve meyve yiyin.
– Daha az kafein kullanın.
– Alkol kullanmayın ya da azaltın. Serbest radikal zararlarından koruyucu antioksidan OPC’s ihtiva eden, cilt dolaşımını koruyup destekleyen 1-2 bardak kırmızı şaraba izin var.
– Şekeri kesin. Şekerlemelerden, tatlılardan uzak durun.
– Bilinçli masaj, selülit oluşumunu azaltabiliyor. Haftada üç kez derin masajdan yararlanın.
– Fazla güneşte kalmak selüliti artırıyor. Saat 10:00-14:00 arasında güneşlenmeyin. Güneşten koruma etkisi 15’ten yüksek koruyucular kullanın.
– Selüliti azaltabilecek en iyi yolun aerobik egzersizler olduğunu unutmayın. Haftada en az üç kez 35 dakika sürecek aerobik aktivite yapın: Yürüyün, bisiklete binin, yüzün, dans edin. Daha uzun ve daha sık aerobik aktivitelerinin daha az selülit demek olduğunu hep hatırlayın. Aerobik çalışmalar iyi ve planlı yapıldığında gergin ve formda tutar, kilo verdirir, cilt ve cilt altı yağları uzaklaştırır, genç, gergin ve düzgün bir cilt görünümü sağlar.
– Daha az kalori tüketin ve yağları azaltın. Düşük yağlı bir diyet, aerobik egzersiz kadar etkindir. John Hopkins Üniversitesi’nden Prof. Maria Simmson, yüksek yağlı beslenmenin selülitin en önemli etkeni olduğunu söylüyor.
– Günlük toplam yağ tüketiminizi, yağdan gelen kalorileri yüzde 25’in altına indirerek sınırlayabilirsiniz. Bunun için kullandığınız besinlerin yağ muhtevalarını dikkatle inceleyin, etkilerini kontrol edin, yarım yağlı veya yağsız besinlere yönelin.
– Selülit tedavi edici ürünlerden fazla bir şey beklemeyin. Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde selülit giderici veya azaltıcı ürünlere (kremler, jetler) her yıl milyarlarca dolar ödeniyor. John Hopkins Medical Institutions Health, Weight and Stres Clinic’de denenen 32 selülit tedavi edici ürün ile yapılan çalışmada bu ürünlerin hiçbirinin yararlı olmadığı bulundu.
– Selülit deyip geçmeyin ama bu sorunu çok da önemsemeyin. Selülitlerinizden sizden çok genetik mirasınızın sorumlu olduğundan şüphe etmeyin.

hürriyet.com.tr

Favori restoranınızın sizi hasta edebileceğini hiç düşündünüz mü? Dr. Mehmet Öz ve “The Dr. Oz Show”da konuğu olan Andrew Knowlton, bir restoranda sipariş vermeden önce bilmeniz gereken sırları sizinle paylaşıyor. Pek çoğumuz akşam yemeğe dışarı çıkmayı severiz… Peki ne sipariş verdiğimizi her zaman biliyor muyuz? Bundan böyle güvensiz ve sağlıksız mönü seçeneklerinden, yüksek fiyatlara aldanmaktan uzak durmayı öğrenmeye ne dersiniz? İşte restoranda masaya oturmadan bilmeniz gereken beş sır…

1. Spesiyal mi değil mi?
Bazen, şefler ‘özel spesiyal’ adı altında mönüde denemeniz için size önerilerde bulunur. Bunların bazıları mevsimsel gıdalardır; yumuşak kabuklu yengeç gibi. Bazıları ise, restoranın elde kalan fazla malzemelerden kurtulmak için ‘spesiyal’ adı altında sunduğu yemeklerdir. Spagetti, sos ve çorbalara karşı ihtiyatlı olun. Midye çorbası, güveç ve makarna seçenekleri, çok taze olmayan malzemelerin kullanımını kolaylaştırır. Sosa bulanmış etler gibi mönüde pahalı olan seçenekler konusunda dikkatli olun. Bu zengin sos, daha az taze olan etin tatsızlığını maskelemek için kullanılıyor olabilir. Spagettiye konan soslu tavuk da aynı şekilde kullanılmış olabilir.

2. Deniz Ürünleri
Sebzeler gibi balıklar da sezonluktur ve taze tüketilmelidir. Sardunya gibi küçük balıkları tercih edin. Sardunya daha genç bir balıktır ve büyük tonbalığı gibi seçeneklere göre daha sağlıklıdır. Üstelik kalp sağlığı açısından çok faydalıdır, Omega-3 ve antioksidan yönünden de zengindir.

Balıkların taze olduğundan emin olmadığınız bir restoranda, balık ısmarlamayın. Balık bozulmaya başladığında, kimyasal bir reaksiyon sonucu histamin salgılar, bu da alerjik bir reaksiyona sebep olabilir. Hırıltılı nefes alma, hızlı kalp atışı veya kurdeşen gibi belirtilerle kendini gösterir.
Karides ısmarlarken, nereden geldiğini sorun. Yerel karidesler en iyisidir. Tayland ve Vietnam’dan gelen jumbo karidesler kirli havuzlarda yetişmiş olabilir, kendi dışkılarını yerler ve pek lezzetli değildirler…

Kirli Mutfaklar
Sağlık koşullarını belirleyen kurumların yemekleri hazırlarken eldiven takmak gibi sıkı kuralları vardır. Ancak Knowlton, şeflerin asla eldiven takmadığını söylüyor. Çünkü, şeflere okulda yiyeceklere dokunmaları ve hissetmeleri öğretilmiştir. Buna rağmen şeflerin mutfakları birçok evden temizdir.

Yine de mutfakların temiz olup olmadığını anlayabilmeniz için bazı ipuçları verelim:

Yemek yenen bölümü kontrol edin. Garsonlar nasıl görünüyor? Düzgün mü, yoksa kıyafetlerinde kir var mı?
Masalar temiz mi, yoksa dağınık mı?

Banyoyu teftiş edin. Eğer banyoda kötü bir koku varsa, yerler bir haftadır silinmemiş gibi gözüküyorsa, mutfağın da aynı standartlarda olma ihtimali vardır.

Mönüdeki detaylar
Kalori etiketleri gibi detaylar mönü için iyi bir gösterge olabilir. Bir araştırma, kalori miktarları mönüde yazdığı zaman insanların 230’dan az kalori tükettiğini gösteriyor; ancak, mönüyü yaratanların tuzağına düşmemeye dikkat edin. İşte size birkaç ipucu:

Göz, doğal olarak mönünün sağ üst köşesinden sayfanın ortasına doğru yüksek fiyatlı kutuların olduğu bölüme takılır. Knowlton, o bölüme bir burger koymayacaklarını ve genelde burgeri, mönünün sol alt köşesinde bir yere saklayacaklarını söylüyor.

Fiyatı, açıklamanın sonuna, aynı yazı karakterinde ve TL göstergesi olmadan yazmak dikkat dağıtıcıdır.

“Madagaskar biberi yatağında filetminyon” gibi fantastik yemeklerin tuzağına düşmeyin. Sofistike tatlar yaratmaya çalışmak, yemeği cazip hale getirebilir ama şişkin bir hesaba mal olur.

Şarap mönüsündeki en ucuz ikinci şarap, muhtemelen kâr oranı en yüksek şaraptır diyor Knowlton. Kimse mönüdeki en ucuz şarabı ısmarlayarak ucuz gözükmek istemez, dolayısı ile ikinci en ucuz şarabı tercih eder. Bu da restoranların bu kategorideki şaraba daha fazla kâr koymasına sebep olur.

Diyet bozucular
Restoran işi, damak zevkine dayanır. Bu da genelde yemeklere yağ ve tuz eklemek anlamına gelir. Hatta sağlıklı seçenekler bile yağ, krema veya diğer kalori içeren malzemelerle dolu olabilir.

Birçok restoran, özellikle zincir olanlar, internet sitelerinde besin değerlerini listeliyor. Herhangi bir yere gitmeden, internet sitesinden araştırın.

Genelde restoranlarda porsiyonlar çok büyüktür. Çoğunlukla günlük önerilen kalori miktarının 2/3’ü kadardır. Kontrolden çıkmamak için yarısını ya bir arkadaşınızla paylaşın ya da eve götürün.

http://www.digiturk.com.tr/droz/restoranlarin_bilmenizi_istemedigi_5_sir_5.html

Dr. Pierre Dukan tarafından yaratılmış ve kendi adıyla anılan Dukan diyeti tüm dünyada “aç kalmadan zayıflama yöntemi” olarak biliniyor. Dr. Öz, Dukan diyetinin adımlarını mercek altına aldı.

Dukan diyeti, aslında Atkins diyetinin temeli olan düşük karbonhidrat tüketimine dayanıyor; ancak bu yeni akım haftada altı gün istediğinizi yiyebileceğinizi söylüyor. Peki, nasıl işliyor? Dukan diyetinin dört aşamasına bir göz atalım.

1- Hazırlık Aşaması: Bu ilk aşama, ne kadar kilo kaybetmek istediğinize bağlı olarak 1-10 gün arası sürüyor. Örneğin, 10-12 kg vermek isteyen birisi için bu süre bir hafta. Hazırlık döneminde herhangi bir kalori kısıtlaması yok; ancak beslenmeniz sadece yağsız proteinlerden oluşuyor ve hemen hemen hiç karbonhidrat alınmıyor.

Yemeklerinizde ayrıca yağsız süt ürünleri ve zayıflamanın gizli silahı olarak adlandırılan yulaf kepeği var. Bu diyetin savunucuları günde 1,5 yemek kaşığı yulaf kepeğinin içerdiği lifin sisteminizi temizlerken aynı zamanda sizi tok tuttuğu konusunda hemfikir.

2- Hedef Aşaması: Bu aşamada, 1. aşamadaki gıdaları tüketmeye devam ediyorsunuz. Sadece, diyetinize iki günde bir nişastasız sebze ekleniyor. Bu aşama hedeflediğiniz kiloya ulaşıncaya kadar devam ediyor.

3- Takviye Aşaması: Bu diyetin yaratıcısı Dr. Dukan bu aşama ile diyetinin benzerlerinden kendisini ayırdığını söylüyor. Takviye aşamasında diyetinize karbonhidrat eklenmeye başlıyor. Haftada iki kere “kutlama öğünü” diye adlandırılan, istediğiniz her şeyi yiyebileceğiniz bir döneme giriliyor. Haftada bir gün, sadece yağsız protein tüketiliyor.

4- Koruma ve Sabitleme Aşaması: Bu son aşama aşağıdaki üç kuralı yaşam biçiminiz haline getirmek üzerine kurulu.

  • Haftada bir gün sadece protein yeniyor. (Bu, her hafta aynı gün olmalı.)
  • Hayatınızın sonuna kadar günde 1,5 yemek kaşığı yulaf kepeği tüketiliyor.
  • Asla asansör ve yürüyen merdiven kullanılmıyor. Günde 20 dakika yürüyüş yapılıyor.

Dukan diyetinin artılarına baktığımızda, uzun vadede size beslenmenizi nasıl yöneteceğiniz hakkında beceri geliştirme, meyve ve bazı karbonhidratları rahatça tüketme imkanı veriyor. Benim bu noktada size önerebileceğim temel değişiklik beyaz karbonhidratları tüketmemenizdir.

Bence, kilo vermenin en iyi yolu gıdaların dengeli tüketildiği sağlıklı bir beslenmedir. Sağlıklı bir kiloyu korumanın aylık besin miktarlarını hesaplamaktan daha önemli olduğuna inanıyorum.

Eğer dünyaca ünlü Dukan diyetini deneyecekseniz, aşamalar arasında kilo alıp verirken oluşabilecek yo-yo etkisine dikkat edin.

http://www.digiturk.com.tr/droz/index.html

Her kadının hayatından uzak durulması gereken bir erkek modeli geçmiştir. Twitter fenomeni Pucca, Milliyet Cadde’deki köşesinde uzak durulacak erkeklerin bir listesini hazırladı. İşte o çarpıcı liste…

İşkolik erkekler: İlk başlarda kariyeri çekici gelecek olan bu erkek tipi, ilerleyen zamanlarda sinirini bozacak. Buluşmak isteyeceksin, o gece kesin işi çıkacak, sürekli toplantıda olduğu için telefonlarına yanıt veremeyecek ve yanında sürekli işinden bahsedecek.

Baba parası yiyenler: Ayy aman bin defa dağlara taşlara, uzak durmak ne kelime, üç kilometre yakınında olmasın! Bir defa sorumluluk almaktan korkacak, sürekli boş vakti olduğu için “Şu an nerede, kimle, ne yapıyor?” diye delireceksin.

Melankolik erkekler: Bu da ilk görüşte farklı gelecek olan tiplerden, hele o dönem duygusal bir boşluktaysanız. O şiirler, o “Kaybedenler Kulübü” tarzı konuşmalar, o şehri her an bırakabilirim mizacı. İnan bana en fazla iki ay çekersin, gıy gıy içini şişirir sonrasında.

Temizlik hastaları: Kendisinin hasta olduğu yetmiyormuş gibi seni de hasta eder, kadının bir nevi çok titizi çekiliyor ama erkeğin maalesef. Sürekli evin içinde senin hatanı arıyormuşcasına toz yakalamaya çalışan biriyle nasıl ömür geçer?

Anne düşkünleri: Ben bir defa öyle bir hata yaptım, hâlâ dilimi ısırıyorum. Kadın beni hamam böceği gibi görüyordu, ben de fare zehirleri ne kadar diye araştırıyordum. Bir zaman geçtikten sonra oğluyla mı berabersin, annesiyle mi anlamıyorsun. Adam ilişkinin ortasına o anneyi öyle bir sokuyor ki, alıp kenara atamıyorsun kadını.

Cimriler: İnsanı kendi parasından bile soğutuyor bu tipler. Kendisinin harcamadığı gibi, sen harcayınca da sanki parası bitiyor gibi bir telaş, bir kıyamet. Sürekli küçük hesaplar peşinde olan, bıraktığı bahşişi bile günlerce konuşan adamla nasıl devam edilebilir ki?

Dedikoducular: Yaa kızın dedikodu yapanı çekiliyor, hatta çok seviliyor bana dokunmayan yılan hesabı, “Gelse de birkaç şey anlatsa” diye sabırsızlandığım bir sürü arkadaşım var. Ama erkeğinki çekilmediği gibi bir de sürekli başa bela açıyor. Erkeklerin dedikoduları bizimkiler gibi değil çünkü onlar nedense daha pis, daha tehlikeli.

Kız arkadaşları fazla olan: Ayy bunlar beni işte hasta eden grup, böyle sürekli etrafında 5-10 kız vardır, bunu bir severler, sanki panda yavrusu. Devamlı aramalar, çat kapı eve gelmeler, hayatına burnunu sokmalar bilmem ne. Hangi biriyle başedeceğinizi bilemezsin, arkadaşları onun canı, sense sonradan gelen bir cadı olursun.

Çok konuşanlar: Sürekli söylenen, şikayet eden, devamlı ama devamlı her şeyde kusur bulan adamlar. Bir tane benim başımda var, bir süre sonra duyarsızlaştırıyor insanı. Ne zaman söylenmeye başlıyor, hop önümde bir çember oluşuyor, ne dediğini hiç duymuyorum. Sadece otomatik olarak ona hak verir gibi yapıp kafamı sallıyorum.

Balık burcu: Bu listenin başında bile durabilir, aman diyeyim asla ama asla! Adamla birlikte misin, değil misin, seviyor mu, nefret mi ediyor, iyi biri mi, kötü mü, ilişkimiz nereye gidiyor durumlarını devamlı yaşamak istemiyorsan anında topukla yanından!

Yazının Norma’sı:
İşte hal böyleyken sanırım ortada adam kalmadı, hepsine bir kulp bulduysak bilmem kaçıncı geleneksel “Adam gibi adam yok” klişesiyle yazıyı bitirebilirim”.

Pucca

Malzemeler :

1 Kök Brokoli
2 Haşlanmış Patates
3 Köz Biber
4  taze soğan
1 kase tava yoğurduyarım çay bardağı  zeytinyağı
1 diş sraımsak

Hazırlanışı: 

Brokolileri yıkıyoruz. Sıcak suyun içerisine atıp haşlıyoruz. Haşlanan brokolilerin suyunu süzüyoruz. Süzülen brokolileri kökleri ile birlikte uzun şeritler halinde kesip servis tabağının kenarlarına koyuyoruz.

Ortasına doğramış olduğumuz patatesi koyuyoruz. Üzerine ince doğranan yeşil soğanı, kenarlarına ise küp doğranmış kırmızı biberleri yerleştiriyoruz. Üzerine biraz zeytinyağı gezdiriyoruz.

Sosu İçin:

Yoğurdun içersine zeytinyağını döküp karıştırıyoruz. Bu karışımı da hazırladığımız brokolilerin ortasına döküyoruz.

 

MALZEMELER:

Ayva

armut

limon

mandalina

portakal

karanfil

taze zencefil

tarçın

kuş burnu( ezilmiş )

kara üzüm

elma

7 bardak su

şeker

HAZIRLANIŞI:

Tüm malzemeleri tencereye koyup kaynatın. Daha sonra şekeride koyun. Piştikten sonra soğumaya bırakın.

Malzemeler:

3 adet limon
2 adet greyfurt
4 bardak su
3 yemek kaşığı bal

Hazırlanışı:

Limon ve greyfurt kabukları ile beraber ince ince doğranır. Bir kabın içine konan suyun içine atılırlar ve 15 dakika boyunca kaynatılır. Kaynama sonunda süzülür. Soğuduktan sonra içine bal ilave edilir ve karıştırılır.

Not: Elde edilen karışım her yemekten sonra 1 bardak içilir.

Malzemeler:

4-5 adet kuru erik
1 baş enginar
1/2 çay bardağı adaçayı
1/2 çay bardağı papatya
1/4 çay bardağı lavanta
1 çay bardağı funda yaprağı

Hazırlanışı:

Enginar doğranır, erikler parçalanır. Ardından enginar ve erik diğer malzemelerle karıştırılır. 1 litre su kaynatılır. Kaynamış suya hazırlanan karışım konur ve üzeri kapatılarak 20 dakika demlenmeye bırakılır. Demlenince çay süzülür.

Not: Elde edilen sıvı günde 3 defa yemeklerden sonra içilmelidir.

Ülkemizdeki, her bin bebekten 28’ini daha 1 yaşına gelmeden kaybediyoruz, bu kayıpların üçte ikisi, yenidoğan döneminde, yani ilk 28 günde yaşanıyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yenidoğan Uzmanı Profesör Doktor Mehmet Vural, bebeklik döneminin en kritik günleri olan yenidoğan sürecinde anne-babaların dikkat etmesi gereken konular hakkında bilgi verdi.

- İlk 28 gün neden çok önemli?

Hayatın ilk 28 gününü kapsayan yenidoğan dönemi, birçok açıdan çok önemlidir. Öncelikle bebek, çok hassastır. Dünyaya yeni gelmiştir ve çevresindeki çeşitli riskleri bertaraf edecek güçte değildir. Enfeksiyonlara daha açıktır. Dolayısıyla daha çok korunması gerekir. Tabii, bu yalnızca zamanında doğan bebekler için değil, erken doğan (preterm) bebekler için de çok önemlidir. Biliyoruz ki, erken doğan bebeklerin yenidoğan sürecini atlatmaları, yaşama şanslarını yükseltiyor.

- Bebeklerin yenidoğan döneminde kaybedilme riskleri daha mı yüksek?

Evet, ne yazık ki, daha yüksek! Ülkemizdeki, her bin bebekten 28’ini, daha 1 yaşına gelmeden kaybediyoruz. Bu çok yüksek bir sayı. Bu konuda, bırakın gelişmiş ülkeleri, komşularımızdan bile kötü durumdayız. Örneğin; Bulgaristan’da, Yunanistan’da, hatta Suriye’de bile daha az sayıda bebek kaybediliyor. İşte kaybettiğimiz bu bebeklerin üçte ikisi, yenidoğan dönemine aittir.

Yenidoğan dönemindeki bebek ölümlerinin nedenleri neler?

Birçok faktöre bağlı. Bebek ölüm oranlarına baktığımızda binde 28 çok yüksek olsa da geçmişle karşılaştırıldığında önemli bir başarı sayılabilir. Ama hala yeterli değil. Yine de bu sayı gittikçe düşüyor. Düşmesindeki önemli etkenler arasında; aşı kampanyaları, toplumun bilinçlenmesi, sağlık koşullarının nispeten iyileştirilmesi gibi faktörleri sayabiliriz. Ama şimdi, gündemimize daha incelikli noktaları almamız gerekiyor. İşte, yenidoğan dönemi bu ince noktalardan biri. Eğer bu dönemdeki sorunları gidermeye yönelirsek, hem bebek ölüm oranlarını hem de oluşabilecek sakatlıkları engellemek mümkün.

ANNE SÜTÜ ŞART
– Yenidoğan döneminde aileler nelere dikkat etmeli?

Bu dönemde yapılabilecek en doğru davranış, bebeğe anne sütü vermek. Aslında anneler gayet iyi niyetli olarak doğumdan hemen sonra anne sütü vermeye başlıyorlar. Neredeyse her yüz anneden 95’i anne sütü vermeye başlıyor, ama 3. aya geldiğinde bu oran yüzde 27’lere düşüyor. Oysa, bu süreç ilk altı ay boyunca devam etmeli. Çünkü anne sütü, bebeklerde hem ölümleri engelliyor hem de oluşabilecek sakatlıkları… Ayrıca, bebeğin temizliğine önem verilmesi, çeşitli tehlikelerden korunması yenidoğan döneminin sağlıklı atlatılması için çok önemli konular.

Bu nedenle anneler emzirmeye daha hamileyken karar vermeli ve kendini hazırlamalı. Çünkü anne sütü, binbir çeşit yararıyla bebeğin sağlıklı büyümesini ve gelişmesini sağlar. Çeşitli enfeksiyon riskinden korur… Bebek için vazgeçilmez bir besindir. Başka besinler anne sütünün yerini tutmaz. Dolayısıyla annenin, lohusalık döneminde psikolojik ve fiziksel olarak kendini iyi hissetmesi sağlanmalı ki, bebeğini istenilen düzeyde emzirebilsin. Anne ilk aylarda bebeğin ritmine uygun yaşamalı. Diyelim ki, bebek gündüz uyuyorsa ve anne uykusunu alamadıysa, anne de uyumalı. Ama gece uyumaz, gündüz de misafirleri ağırlarsa ki, bizim ülkemizde sık rastlanan bir durum bu, sütü azalıyor ve emzirmeyle ilgili çeşitli sorunlar oluşuyor.

-Anne adayının rutin doktor kontrolleri de yeni doğan sürecini etkiliyor mu?

Kesinlikle çok etkiliyor. Maalesef ülkemiz, yeterince hamilelik takiplerinin yapılmadığı ülkelerden. Yalnızca ekonomik şartlara da bağlı değil. Bazen bakıyorsunuz, SSK karnesi olmasına rağmen anne hiç gebelik takibi yaptırmamış, doğum için hastaneye gelmiş… İşte bebek ölüm oranlarında bu durumun da ciddi payı var. Örneğin; iyi takip edilmeyen bebeklerin erken doğma riski artıyor, dolayısıyla da sorunlu bir yeni doğan dönemi yaşanıyor. Ya da hamilelik dönemi takip edilmediği için bebekte büyüme, gelişme geriliği saptanamıyor. Ancak, bebek doğunca görebiliyorsunuz. Oysa, anne karnında yeterli gelişmeyi sağlayamayan bazı bebekleri, erkenden doğurtup tıbbi yardımla, yaşatma şansımız var. Buna benzer pek çok durum yenidoğan dönemindeki sorunların artması anlamına geliyor.

ERKEN DOĞUMDA İLK SORUN SOLUNUM

- Prematüre bebeklerde ne gibi sorunlar görülüyor?
İlk karşılaşılan sorun, solunum problemi. Solunum problemi halledilirken, bir bakıyorsunuz, bu çocukların damarları da çok iyi gelişmediği için beyin içi kanama gelişebiliyor. Bu kanama, bebek için olabilecek en kötü şeylerden biri. Zamanla ortaya çıkan bir diğer sorun da beslenme. Bebek beslenirken bağırsaklarla ilgili sorunlar ortaya çıkıyor. Bebeğin sistemleri gelişmiş, ama olgunlaşmamış durumda doğduğu için sistemik sorunlar ortaya çıkıyor. Örneğin, göz sorunları ortaya çıkabiliyor. 40. günlerde göz muayenesi yaptırıyoruz. Daha sonraları akciğerlerde kronik hastalıklar gelişebiliyor.

- Ülkemizde yeterli yeni doğan yoğun bakım ünitesi var mı?

Maalesef yok! Bilimsel olarak doğan her bin bebek için 1 tane tam teşekküllü yoğun bakım yatağı lazım. Yatak dediğimiz zaman, kuvözden tutun, solunum cihazına kadar birçok aletin de bulunması gerekiyor. İstanbul’dan örnek vereyim size; bu kentte, senede 300 bin doğum olduğunu kabul edersek 300 tane tam teşekküllü yoğun bakım yatağının olması gerekiyor. Ama tam sayıyı bilmesek de, tahminen 150 yatak var. Peki, geriye kalan bebekler ne oluyor? Ya kaybedip gidiyoruz bu bebekleri ya da çeşitli sekellerle yaşamak zorunda kalıyorlar. Şunu da belirtmek gerekir ki, yoğun bakım ünitesindeki başarıyı etkileyen 3 faktör vardır; uzman, teknolojik altyapı ve hemşire… Bu üç unsur bir arada bulunursa, bebeğin yaşama şansı artar.

- Ya, yeterli yenidoğan uzmanımız var mı?

Yeterli değil tabii ki. Üstelik de çok az. Türkiye’de 150 civarında yenidoğan uzmanı var. Eh, yılda 1 milyon 400 bin doğum olduğu ve her yıl 100 -150 bin arası da prematüre doğum olduğunu düşünürsek, bu sayının ne kadar az olduğu ortada…

- Ülkemizde, yenidoğan yoğun bakım üniteleri yeterli başarıyı sağlıyor mu?

Evet. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi olarak bizim de dahil olduğumuz uluslararası bir program var; Neonatal network. Buraya 1500 gram altı bebeklerin sonuçlarını gönderiyoruz. Çünkü 1500 gram üstü bebekler sorun olmaktan çıktı bizim için. Burada, dünyanın pek çok ülkesinin sonuçları toplanıyor ve karşılaştırılıyor. Örneğin; 400-1000 gram arası bebek ölüm oranı bizde yüzde 38, programın ortalaması yüzde 29. 1000-1500 gram arasında olanlarda ise bizde yüzde 2, programda yüzde 4. Bizim sonuçlar size daha yüksek gelebilir ama bizde bir çok bebek anne karnındayken takibi bile yapılmadan doğuyor. Bu tip sorunlar, ölüm oranlarını yükseltiyor.

- Doğum yapacak anne adayları, hastane seçerken nelere dikkat etmeli?

Yenidoğan yoğun bakım koşullarına dikkat etmeliler. Yoğun bakım hizmeti genellikle devlet ve üniversite hastanelerinde yapılıyor. Çok az sayıda nitelikli özel hastane aynı koşullara sahip. Bu yüzden anne babalar bilgi sahibi olmalılar. Ama anneler genellikle doğumhaneye dikkat ediyorlar. O da önemli ama, ya bebek doğduktan sonra bir sorun olursa?  İşte bu yüzden, mutlaka doğum yapacakları hastanenin yeni doğan yoğun bakım ünitesi olup olmadığına bakmalılar. Ayrıca burada çalışan uzmanın gerçekten yeni doğan uzmanı olup olmadığın sormalılar. Uzman da çok önemli.

- Yoğun bakım gereken bebeklerin nakil aracı da önemli bir faktör mü?

Elbette. Yoğun bakım transportu ayrı bir acı. Bize öyle bebekler geliyor ki karda kışta babasının eline 800 gram bebek verilmiş. Oysa, bebekten o saatten sonra hayır gelmez. Bebeklerin yoğun bakım ünitesine özel nakil araçlarıyla gelmesi gerekiyor. İstanbul’da bir iki özel nakil aracı var yalnızca. Ama çeşitli çalışmalar da var. 112 Acil servisin araç alma çabası olduğunu biliyoruz. Biz bunları sağlayamazsak yeni doğanlara ölüm oranı da yüksek olacağını aklımızdan çıkarmamalıyız.

ÇOĞUL GEBELİKLER RİSKLİ!

- Çoğul gebelikler de erken doğum riskini arttırıyor, bu konuda ne diyeceksiniz?
Çoğul gebelikler, erken doğum riski taşır. Erken doğum da, bebeğin sorunlu dünyaya gelmesi demektir. Mesele yalnızca hamilelik başarısı değildir, o bebeğin sağlıklı olarak dünyaya getirilmesidir. Doğsunlar da nasıl doğarlarsa doğsunlar, diye düşünmek yanlıştır. Bu nedenledir  ki, Kuzey Avrupa ülkelerindeki tüp bebek uygulamalarında tek yumurta ekiyorlar. Belki bu hamilelik şansını düşürüyor ama doğacak bebeğin sağlıklı olma şansını arttırıyor.

- Tüp bebek uygulamasıyla bebek sahibi olmak isteyen ailelere öneriniz?

Gerekiyorsa tüp bebek yapılmalı, ama çoğul gebeliklerden uzak durulmalı. En fazla 2 yumurta döllenmesine izin vermeliler. Önemli olan hamileliğin sağlıklı geçmesi ve doğacak bebeğin sağlıdır.

SEZARYEN BİR DOĞUM YÖNTEMİ DEĞİL, AMELİYATTIR!
- Ülkemizde tıbbi bir zorunluluk olmamasına rağmen isteğe bağlı sezaryenlerin sayısı çok yüksek. Sezaryen, bir doğum yöntemi midir?

Sezaryen, bir doğum yöntemi değildir. Anneler sanıyorlar ki, sezaryen çok iyi bir şey. Belki doğum ağrısı hissetmiyorlar ama sonradan direnlerle dolaşmak zorunda kalıyorlar. Normal doğum yapan anne, ertesi gün kalkıp gidiyor; üstelik bebek için de riskler azalıyor. Oysa sezaryenle doğan bebeklerde, solunum sorunları ortaya çıkıyor. Bizim yenidoğan geçici tasipnesi dediğimiz durum, yüzde 6 civarında. Normal doğumda bu risk yüzde 1. Sezaryenle doğum, bebeğin hastanede kalma riskini de arttırıyor. Kuvöze koyuyoruz. Altında bir enfeksiyon riski olabilir endişesiyle antibiyotik başlıyoruz. O zaman ne olur, bir günde çıkması gereken bebek, daha uzun süre hastanede kalıyor. Sezaryen tıbbi bir gereklilik varsa olmalı, yoksa keyfi nedenlerle değil…

 

 

MALZEMELER:

1 çorba kaşığı ezilmiş ananas

1 çorba kaşığı bal

HAZIRLANIŞI:

Cilde sürülür, 5 dakika bekletilir.

 

Tablet ve akıllı telefon özelliklerini bir araya getirerek benzersiz bir mobil deneyim sunan GALAXY Note, beyaz renk seçeneğiyle beyaz rengin şıklığını arayanlara hitap ediyor. 

Benzersiz özellikleriyle mobil cihazlar pazarında yepyeni bir kategori yaratan Samsung GALAXY Note, beyaz seçeneğiyle kullanıcıyla buluşuyor. Satışa ilk çıktığı andan itibaren tüketicilerden yoğun ilgi gören ve bütün pazarlarda büyük başarı yakalayan Samsung GALAXY Note, ince ve hafif tasarımı, beyaz şıklığında sunuyor.

S Pen ile fikirlerinizi özgürce ifade edin
GALAXY Note’un S Pen’i, kusursuz bir dokunmatik deneyime ek olarak, ekrandaki görüntüleri kontrol etmeye, düzeltmeye, işaretlemeye, kesip yapıştırmaya olanak tanıyor. S Pen ile özgürce yazı yazmak ve çizmek, sonrasında da paylaşmak mümkün. Samsung GALAXY Note, Facebook, web, Google Maps, doküman, word excel formatındaki dosyalardan tek tuşla alınan ekran görüntüsü üzerinde S Pen ile istenildiği çizimler yapmayı ve notlar yazmayı ve bu notları anında paylaşmayı mümkün kılıyor.

GALAXY Note, akıllı telefon taşınabilirliğindeki en büyük ekran boyutu olan 5.29 inç ekrana sahip. Geniş ekranın bütün avantajlarından yararlanan kullanıcılar minimum kaydırma ve ekran geçişleriyle çok yönlü ve daha pratik kullanım olanağına sahip oluyor.

GALAXY Note, geleneksel ekranlara oranla çok daha üstün ve canlı bir netlik sağlayan ekranı, HD Super AMOLED teknolojisi ile üstün bir görüntüleme deneyimi sağlıyor. Samsung GALAXY Note video, fotoğraf, belge ve web için en iyi görüntüleme deneyimlerini sağlamanın yanı sıra, 180 derecelik bir izleme açısı sunarak üstün bir ekran deneyimi yaşatıyor. Samsung GALAXY Note ile videoları istendigi gibi düzenleyip montajlayarak eğlenceli kurgular oluşturmak mümkün.

Üstün donanım özellikleri ile maksimum hız
Samsung GALAXY Note’un 1.4 GHz çift çekirdekli işlemcisi, cihaza akıcı kullanım sağlayan, kusursuz bir kullanıcı arayüzü sunuyor. HSPA+ ve WiFi 802.11n teknolojisi ile cok hızlı bir internet deneyimi sağlıyor. Bu sayede kullanıcılar, gerçek zamanlı video akışı sağlayabiliyor ya da arkadaşları ile online oyun platformlarında bir araya gelebiliyor.

Şeyda Coşkun
Ahmet Maranki
Şifalı Yemekler

İbrahim Saraçoğlu
Canan Karatay
Prof Dr O. Müftüoğlu
Suna Dumankaya
Taylan Kümeli
Dr. Feridun Kunak
Haluk Saçaklı
Erkan Topuz
Mehmet Öz
Ebru Şallı
Dr Gürkan Kubilay
Suat Arusan
Ender Saraç
Ömer Coşkun
KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME
Güzellik & Bakım
Diyet
Şifalı Bitkiler
Gün Gün Hamilelik
Ameliyat Görüntüleri
3000 TIP DOKTORU
Yeni SGK Yasası
Alışveriş & İndirim
Fıkralar
İstanbul Rehberi
Tatil Seçenekleri
Şarkı Sözleri