İLETİŞİM
SİTE SAHİBİ: NESRİN İKİZLER e.mail: perizadeyasar@hotmail.com
BİZİ TAKİP EDİN
02128561627
Kategoriler
Uyarı!
Sitemizde yer alan bilgiler paylaşım amaçlıdır. Lütfen uzmanlara sorularınızı kendilerine ait web sitelerinden sorunuz.
Yasal Uyarı!
Bu sitedeki bilgiler tavsiye niteliğinde olup tedavi amaçlı değildir. Uygulamaların sorumluluğu site sahibine ait değildir. Sağlık sorunlarınız için mutlaka bir hekime danışınız.Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız.Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, buradaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Buradaki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.
Legal Notice!
The information on this site is in the nature and treatment purposes is not recommended. It is the responsibility of the applications the site owner. A physician for medical problems always have danışınız.Your doctor's the drugs and diagnostics without necessarily going kullanınız.To doctor Whatever your complaint, you can put, with this information, do not attempt to treat your self. This information is not strictly a disease diagnostic purposes.

Arşiv ‘SAĞLIK’ Kategori

İdeal süt çiğ süttür

“İdeal süt hangisidir?” diye soracak olursanız, çiğ süttür. Ancak önemli bir nokta var elbette. Bu çiğ sütün üreticisini tanımanız gerekir. Köydeki uzak bir akrabanız olabilir, elli yıldır mahallenizde olan mandıra olabilir, çocukluğunuzdan beri sokağınızda dolaşıp güğüm ile evinize süt getiren bir amca olabilir. Bunlar güvenilir kaynaklar… Sadece birkaç sorunun yanıtını biliyor olmanız lazım. İneklerin cinsi ne? Nerede otluyorlar? Ne ile besleniyorlar? Kaç yaşındalar?

İneklerin “süt makinesi” haline gelmiş, alaca renkli acayip hayvanlar değil, yerli sarı, yerli kara ya da yabancı bir cins olsa bile artık iyiden iyiye devşirilmiş montofon olması idealdir bana göre.

Yine bana göre tek ve ari bir ırk değil, birkaç cins bir arada bulunmalıdır. Şu cinsin şu faydası, bu cinsin bu faydası şeklinde bir melezleme en sağlıklısı. Lisedeki biyoloji derslerinden homozigotlaştırma konusunu anımsamak faydalı olabilir. Hani şu akraba evlilikleri…

Tohumlama veteriner tarafından değil, ailenin ya da köyün danası tarafından doğal yolla; yani çiftleşme ile yapılmalı. “Danaya çektirilmelidir” yani.

En önemlisi ise şu: Asla mısır slajı yemeyecek hayvanlar. Besin ihtiyacını meşe dalı, yonca, saman, fiy, arpa ezmesi, taze ot, kuru bahar otu, sebze artığı ile gidermeli çünkü slaj, mutlaka ama mutlaka GDO’ludur. Bu, hayvanın sütünden size geçecektir. Ancak maalesef ülkemizdeki besicilikte mısır slajı hâlâ en önemli besinlerden biri. Belki de sırf bu yüzden, son dönemde ineklerde kanser vakaları korkutucu boyutlarda arttı. Keza kısırlık oranı da… Gencecik ineklerin kesime gittiği sonu belirsiz bir döneme geldik. Bu durum köylerde değil, besi çiftliklerinde yaşanıyor. Köylerde on üçüncü, on dördüncü yaşında doğum yapan inekler var iken bir besi çiftliğinde bu yaşta inek bulamazsınız. En fazla altı, yedi yaşında kasabı boyluyor hayvancıklar. Tehlikenin kaynağı da aslında tam burada anlaşılıyor.

Aile işletmelerinden süt almak

Aile işletmelerinden şaşmayın. Genel olarak aile işletmelerinde inekler ari ırk falan değildir. Yerli sarı, montofon, yerli kara gibi Anadolu’nun kendi inekleri vardır. Bu inekler buzağılarını kendileri emzirir. Sağımdan önce annenin iki memesi buzağıya bırakılır, o doyduktan sonra diğer iki meme ile ailenin geçimi sağlanır.

Tohumlama doğal yolla, yani dananın çiftleşmesi ile gerçekleşir. İneklerin beslenmesi ailenin kendi diktiği yonca, fiy, buğday samanı, arpa ezmesi, kırlardan biçilen bahar otu, Orman Genel Müdürlüğü izni ile kesilen meşe çalısı, zamanına göre zeytin dalı, yine zamanına göre ailenin ekip biçtiği sebzelerin köküyle, sapıyla gerçekleşir.

En önemlisi bu inekler gezer… Dağ bayır geze geze dirençli hale gelirler. Bacak ve bileklerinde iltihaplanma neredeyse hiç görülmez. Böylece antibiyotik falan da almazlar.

“Verim Maksimizasyonu” gibi şeyleri esas alan bilgisayar programları ile takip edilmez bu inekler. Öyle çok büyük bir verim endişesi yoktur ailelerde. Günde on litre, inek dilden dile anlatılan “süper” bir hayvansa on beş litre süt yeterli görülmektedir.

On beş yaşını da rahatça görür bu inekler. Bu yaşa kadar hayvanlardan sağılan süt, aile tarafından yağı ve kaymağı ile doğrudan toptancıya satılır. Su katılması falan mümkün değil, anında kontrol edilir toplama merkezlerinde süt. Her sabah, her akşam köye giren ufak toptancılar büyük fabrikalara bu sütü aktarır. Yani şu markalı sütler…? Yanıtı kendiniz vereceksiniz zaten.

Ben size tam burada tehlikeyi anlatacağım: besi çiftliği sütlerini.

Tehlikeli madde: besi çiftliği sütleri

Köyde yaşayan bir akrabanıza, evinize yardıma gelen ablaya, işyerinizde köy ile bağlantısı olan birilerine besi çiftliği sütü içip içmediklerini sorduğunuzda alacağınız yanıt “Hayır” olacaktır. Sebeplerini de eklerler büyük ihtimalle…

Çünkü bir besi çiftliğinde inekler ari ırktır. Yani hepsi bircinsten hayvanlar; “siyah beyaz” diyelim mesela. Bu bircinsten olma durumu veterinerler ve suni tohumlama yolu ile daimi olarak korunur. Suni tohumlama belli bir düzende yapılır. Bu düzende kullanılan tohumların neredeyse tümü ithal tohumlardır. Genelde Amerika ve Kanada’dan geliyor. Dişiler, buzağılar ve danalar ayrı bölümlerde tutulur. Buzağılar özel bir karışım ile dışarıda beslenir. Biberon ile beslenen bir buzağı dışarından bakınca çok sempatik gözükebilir ancak bu, o hayvan için bir kâbustan farksızdır. Danalar zaten doğdukları andan kesildikleri ana kadar kâbusun içindedir. Boyunduruğa vurulur, hormon iğneleri ile hızla kilo aldırılır ve elden çıkarılırlar.

Hayvanların beslenmesi “süt besi sığır yemi”, muhakkak mısır slajı, yonca ve saman karışımı ile gerçekleşir. Süt besi sığır yemi denen şeyi ise biraz daha açmak gerekiyor sanırım. Bunun anlamı “o dönem ucuz olan protein kaynağı ne ise…” gibi bir şey. Fırınlarda toz haline getirilmiş mezbaha kan artıklarından (sanırım şu yakınlarda bu kalem yasaklandı), ayçiçek, kanola, soya gibi bitkisel yağ fabrikalarının atıkları; küspe, mezbahadan kemik unu, balık ve tavuk çiftliği atıkları, pamuk tohumu küspesi, buğday kırması… O anda piyasada protein kaynağı olarak ne bulunabiliyorsa… Sınır yok. Yumurta kabuğu tozu bile olabilir. Sizin için zararı son derece açık. İnek, ne yerse onu süzüp süt olarak veren bir hayvancık. Bu kadar basit.

Çok koyu bir hayvansever olarak bana göre en fenası hayvanların sürekli boyunduruk altında tutulması. “Açık alanımız var” deniyorsa bilin ki o açık alan ufacık bir alandan fazlası değildir. Oraya da kolay kolay bırakmazlar zaten. Günde en az on kilometre yürüyen, bacaklarını ve ağzını en doğru ve doğal şekilde kullanan köy inekleri yanında bu hayvanlar resmen kürek mahkûmu gibi yaşarlar. Ağzının hemen altında sürekli besi yemi olan bu zavallıların fotoğraflarına pek çok yerde rastlamış olabilirsiniz. Bir dahakinde hayvanın gözlerine iyi bakın; vahameti görebileceğinizi sanıyorum.

Yürümeyen hayvanda toynak hastalıkları, eklem iltihapları, süt kanallarının tıkanması, enfekte olması, denge bozuklukları, sindirim bozuklukları gibi onlarca hastalık çıkar. O kadar çok müdahale altında kalır, o kadar çok antibiyotik tedavisi görür ki bu hayvanların çiftliğin kendi bünyesinde bir ofiste çalışan veteriner hekimi falan olur. Her sabah o iğneden bu iğneye ilaç deposuna dönerler. Çünkü bu hayvanlar dirençli falan değillerdir. En ufak mikrop çiftliğe girdiğinde hepsini kırıp geçirir. Bu nedenle dışarıya çıkartmaktan korkar işletmeciler. Mikrop girdiğinde de ne olsun artık… Hepsi doğrudan kesime…

Bilgisayarlara kurulu gelişmiş bir program ile tüm hayvanların süt verimi takip edilir ve en önemli değer de hayvanın süt verimidir. Bu endişe ile seçilen, bu endişe ile beslenen hayvanlar günde otuz – kırk litre süt verebilirler. İdeal olan o hayvanın çok yaşaması, çok buzağı vermesi falan değil. Beş buzağı verse, yedi yaşına gelse ondan iyisi yok. Sonra hayvancağız bitik hale gelmiş olur zaten, doğru kesime…

Makine sağımı

Bir de makine sağımı var. Şu hijyenik, çok sağlıklı makine sağımı. Hayvanın ödünü patlatır. Zerre de hoşuna gitmez. Doğal şekilde, bakıcısının elinin sıcaklığına, dokunuşuna alışan bir inektense makine ile sağılan bir inek sütünün besin değeri daha düşüktür. Zaten önemli olan besin değeri değil çıkan litre miktarıdır burada. Çıkan sütün yağı üzerinden alınır, mandıralara ayrıca satılır, altta kalan elenmiş sıvı da süt diye tüketiciye ulaşır.

Lütfen süt konusunu çok araştırın, çok okuyun, çok dinleyin bu iş ile ilgisi olanlardan. Ben kendince bildiğini anlatan öylesine biriyim sadece. Daha bilimsel, daha içerikli ve oturaklı bilgiyi bulabileceğiniz pek çok yazışma grubu var internette. Hepsini takip etmeye çalışın. Çiğ süt üreticileri ile süt markalarının yazıştığı, çok da düzeyli, kaliteli tartışmaların döndüğü gruplar ile karşılaşacaksınız. Katılın. Yayınları takip edin. Kendi doğrunuzu bulun mutlaka.

Tanıdığınız, bildiğiniz gerçek bir sütçü bulmanızı öneririm. Mahallenizdeki mandıranın sahibi ile iki çay ısmarlayıp yarım saat kadar sohbet etmenizi, kafanıza yatarsa onu tercih etmenizi öneririm. Evinize gelen yardımcı abladan, ne bileyim işyerinizdeki temizlik görevlisinden; köy ile bağlantısı olan dürüst birilerinden süt göndermesini isteyin. Bunlar mümkün değilse büyük markaların günlük sütlerini öneririm. O sütler Anadolu’dan toplanır, gerçek hayvanlardan gelir, besin kaybı fazla olmaz.

Ne olur çocuklarınıza gerçek süt verin…

kaynak:kuraldışı dergi

Yediğimiz sebze meyvenin kalın kabuklu olanlarına bu zehirler giremiyor. Örneğin, kuru soğan, ceviz, fındık, kivi, muz, portakal gibi kalın kabuklu gıda maddelerini daha bir gönül rahatlığıyla alabilirsiniz. Tabii bunları yıkamadan soyarsak bıçak aracılığıyla içine yine de zehir bulaşmış oluyor.

Ama elma gibi meyveleri soyarak yersek kabuğundaki besin değerlerinden yararlanamıyoruz. Soymadan sadece yıkayıp yersek zehirleniyoruz.

Üzüm gibi kabuğu ince meyveleri,  bu zehirlerden nasıl arındırabiliriz? Nasıl dezenfekte edebiliriz?

İşte size formül:

Bir bardak su

Bir bardak sirke

½ limon suyu

Bir tatlı kaşığı kabartma tozu

Hazırlanışı:

Bunları karıştırın ve bir sprey şişesine doldurun. Meyve ve sebzelerinizi yıkadıktan sonra üzerine sıkın. Beş dakika bekleyin. Elmanızı kabuğuyla afiyetle yiyebilirsiniz. Marul, maydanoz gibi sebzeleri, üzüm, şeftali gibi meyveleri bu karışımın içinde beş dakika tuttuktan sonra gönül rahatlığıyla tüketebilirsiniz.

Afiyet olsun.

Baş dönmesi bir hareket yanılsamasıdır. Hasta, olmayan bir hareketi varmış gibi algılamakta ve kendisinin ya da çevresinin hareket ettiğini zannetmektedir. Dengesizlik hissi, kişinin çevresine göre dengesini sağlayamama durumudur. Baş dönmesi ve denge bozukluğu, oldukça sık rastlanan yakınmalardandır ve acile başvuruların yaklaşık % 25 ini oluşturur. Bu yakınmalar, özellikle orta ve ileri yaş grubunda daha sıktır. Çocukluk çağında oldukça seyrek görülmektedir.

Hareket ederken dengemizi sağlayabilmek için oldukça çok sayıda vücut sisteminin birlikte uyum içinde çalışması gerekmektedir. Bu da göstermektedir ki, çok sayıda sistemi etkileyebilen çeşitli hastalıkların sonucunda baş dönmesi ve dengesizlik yakınması ortaya çıkabilir. Doğru şekilde alınan yakınma ve hastanın öyküsü, baş dönmesi olan hastalarda daha kısa sürede tanı ve tedaviye olanak tanıyacaktır.

Birçok etkenin rol oynadığı denge sistemimizde, hastalıkların, hangi organa ait olduğunu nasıl anlarız?

Baş dönmesi ve dengesizlik yakınması olan hastanın mutlaka sistemik muayeneye tabi tutulması gerekir. Bu da ekip çalışması (kulak burun boğaz, nöroloji,kardiyoloji) gerektiren bir durumdur. Çoğu zaman hastalığın birçok organı tutan bir boyutu olduğunu düşünerek, bu konu ile ilgilenen merkezlerde birçok teknolojik aletten yaralanarak (odyometrik testler, elektronistagmografi, elektrokokleografi, rutin biyokimya, elektrokardiyografi, MRI, boyun doppler, ultrasonografi v.b) tanı rahatça konacaktır. Hastalığın yeri ve ismi konusunda net cevaplar almamız mümkündür. Muayene ve hastanın hikayesi kulak ile ilgili bir hastalığı düşündürüyorsa odiometrik tetkik ile hastanın işitmesi kontrol edilmelidir. VENG iç kulak fonksiyonlarını gösteren bir diğer testtir. Elektronistagmografi, görsel veya kalorik uyaranla oluşturulan göz hareketlerinin kaydedilmesi esasına dayanır. Baş dönmesine neden olan lezyon yerinin ve tarafının saptanmasına dair bilgi verebilmesi ve özellikle bilgisayarlı sistemde dökümantasyon sağlaması önemli bir özelliğidir. ENG’den elde edilen sonuçlar, nörootolojik(nöroloji, kulak burun boğaz) muayene bulguları ve gerektiğinde yapılacak diğer tetkikler ile birlikte değerlendirilmelidir.

Baş dönmesi, kendisi bir hastalık olmayıp başka hastalıkların belirtisi olduğu için nedeni belirledikten sonra etkene yönelik tedavi sağlanır.

Baş dönmesi nedenleri :

1. Kulağa bağlı nedenler: Gerçek baş dönmelerinin çok büyük bir kısmından sorumlu olan organdır. Pozisyona bağlı baş dönmesi, baş dönmesi ile ilgilenen kliniklerde en sık rastlanan nedendir.Hemen hemen bütün hastalarda, başın hareketleri ile artan baş dönmesi yakınması mevcuttur. Tanısı, iç kulaktaki yarım daire kanallarının, bazı manevralara verdiği yanıtlara bakılarak konulur. Tedavisi, yarım daire kanallarının içerisinde yer değiştirmiş olan kristallerin tekrar yerine oturtulmasına dayalı özel manevralardır. Meniere hastalığı; işitme kaybı, kulakta çınlama, dolgunluk hissi ve baş dönmesi atakları ile karakterizedir.İç kulaktaki sıvıların dengesizliğinden kaynaklanır. Kulağın akıntılı kronik hastalıkları, işitme kaybı ile giden kulak hastalıkları, viral bir enfeksiyon sonrası denge sinirinin etkilenmesine bağlı kulak hastalıkları, ileri derecede damar tıkanıklığı yaşayan insanlarda oluşan iç kulağa daha az kan gitme durumu, bazen hiç bir nedene bağlı olmaksızın iç kulakta ki zarların yırtılmasına bağlı baş dönmesi atakları oluşabilir.

2. Travmalar : Sıklıkla başa alınan sert darbelerle, kafatasında meydana gelen, iç kulağı da zedeleyen bir kırık sonrasında baş dönmesi ile beraber bulantı ve kusma oluşabilir. Bazen kafa travması sonrası, herhangi bir kafatası kırığı olmadan iç kulak yapılarında sarsıntı ya da iç kulak kristallerinde yer değiştirmeye bağlı olarak baş dönmesi oluşabilir. Bu durumun düzelmesi haftalar ve aylar sürebilir. Böyle bir durumda, yıllar sonra bile özellikle pozisyon değişikliklerinde oluşan birkaç saatlik baş dönmeleri kalabilir.

3. Nörolojik hastalıklar: Beyin, beyincik gibi organlardan oluşan merkezi sinir sistemindeki kanama veya kan damarlarındaki tıkanıklıklara bağlı beslenme bozuklukları, multipl skleroz (MS), sifiliz, çeşitli beyin tümörleri, parkinson hastalığı, migren v.b. hastalıklar dengenin bozulmasına neden olabilirler. Hastanın öyküsünü alırken denge bozukluğuna eklenmiş olan kol ve bacaklarda güçsüzlük, vücudun herhangi bir bölgesinde his kaybı, çift görme, baş ağrısı, bilinç kaybı, ağız çevresinde karıncalanma hissi, konuşma bozukluğu vb. yakınmalar sorgulanmalıdır.

4. Dahili hastalıklar: Kalp yetmezliği, kalp kapakçığı hastalığı, kalp krizi, diabet, tiroid bezi hastalıkları, kansızlık, kontrol edilemeyen yüksek tansiyon, posture bağlı düşük tansiyon, ileri kalp ritim bozuklukları, ani ve şiddetli su kaybı(ishal,kusma)

5. Psikolojik denge bozuklukları: Panik atak, anksiyete(huzursuzluk), stres, depresyon,

Baş dönmesi tedavisi nasıl yapılır?

Dengesizlik ve baş dönmesi yakınmalarına, multidisipliner bakış açısı içinde yaklaşıldığında ön tanı ve tedaviye ulaşılması sürecinin kısalması mümkündür. Tedavi, nedene yöneliktir. Baş dönmesini yaratan sebep ortadan kaldırıldığında hastanın yakınmaları düzelecektir.

Meniere hastalığı, ilaç tedavisi ve yaşam tarzında bazı değişiklikler ile %90 kontrol altında tutulur. Fiziksel ya da ruhsal stresi az bir yaşam tarzının yanında düşük tuz diyeti (günlük 1.5 gr altında) ile beslenmelidirler. Hayvansal yağ içeriği az olan besinleri tüketmek, kafein, alkol ve sigara türü iç kulakta sıvı basıncını arttırdığı düşünülen içeceklerden uzak durmak gerekir. Doktorunuz, baş dönmesini azaltacak ve kulaktaki dolgunluğu giderecek ilaç tedavisi başlayacaktır. Bulantı ve kusma olduğunda, bu şikayetleri azaltacak ilaçların alınması yeterli olabilir. Hastalığın cerrahi tedaviye ihtiyaç gösteren kısmı, sadece %5’ lik hasta grubu için, çeşitli cerrahi tedavi yöntemleri mevcuttur.

Meniere hastası olan kişilerin bir kısmı, atak gelmeden krizin geleceğini hissedebilir. Kriz öncesi alacağı bazı ilaçlarla nispeten kontrollü bir atak geçirir. Ancak geri kalan hasta grubunda baş dönmesi atağı ani geldiğinden, bu tür hastaların özellikle taşıt kullanmaları sakıncalıdır. Aksi taktirde kişi hem kendi, hem de diğerleri için tehlikeli ve hasar verici olabilir.

Pozisyonel baş dönmesi olan hastalarda, partiküllerin iç kulakta şikayet oluşturmayacakları bölgeye yönlendirilmelerini amaçlayan repozisyon yani yerine oturtma manevraları ile yaklaşık olarak %90 oranından başarı sağlanmaktadır. Aynı kulakta sürekli olan ya da sık yineleyen, tekrarlayan repozisyon manevralarına rağmen iyileşme sağlanamayan ve semptomların şiddetli olduğu olgularda cerrahi müdahaleler gerekebilir.

Denge bozukluğu veya baş dönmesi olan her hastanın mutlaka sistematik bir muayeneye (özellikle kardiyovasküler, kulak burun boğaz ve nörolojik muayeneye) tabi tutulması gerekir. Diğer baş dönmesi nedenleri, ilgili branş hekimlerince doğru tanı konulduktan sonra çeşitli yöntemlerle tedavi edilecektir.


Burun septumu, burun boşluğunu ortadan ikiye bölen bir duvardır. Septumun ön kısmı sağlam ancak bükülebilir bir kıkırdaktan, arka kısmı ise kemikten oluşmuştur. İdeal koşullarda septumun orta hatta bulunması, sağ ve sol burun boşluklarının da eşit genişlikte olması gerekir. İnsanların %80 inde septum tam olarak orta hatta değildir ve bu durum herhangi bir şikayete neden olmadığı gibi, çoğunlukla bir sağlık sorunu da doğurmaz. Bazen septum orta hattan çok sapmış bir konumda bulunur ve buna septum deviasyonu adı verilir.

Septum deviasyonunun nedeni nedir ?

Septum deviasyonunun oluşma mekanizmaları çeşitlidir. Nadiren, bazı bebekler anne karnında septumun eğri gelişimine bağlı olarak septum deviasyonu ile doğarlar. Bazen de septum, bebeğin doğum kanalından geçişi sırasında eğilir. Çocukluk çağındaki ve erişkinlikteki çarpmalar, düşmeler, spor yaralanmaları, trafik kazaları da septum deviasyonuna neden olabilir. Septum deviasyonları, büyüme çağında septumun kemik ve kıkırdak kısımlarının farklı hızda gelişmesi sonucunda da oluşabilir.

Septum deviasyonunun belirtileri nelerdir ?

Septum deviasyonunun en sık rastlanan belirtisi burundan nefes alma güçlüğüdür. Burun tıkanıklığı genellikle septum eğik olduğu taraftadır, ancak her iki tarafta sürekli veya bazen sağda, bazen solda olacak şekilde değişken nefes alma güçlüğü hissedilmesine de yol açabilir.

Septum deviasyonu şu sorunlara neden olabilir :

*Tek veya çift taraflı burun tıkanıklığı

* Tekrarlayan burun kanamaları

* Tekrarlayan sinüzit

*Bazen yüz bölgesinde ağrı, başağrısı, geniz akıntısı

*Uykuda sesli nefes alma (özellikle çocuklarda)

Hafif dereceli septum deviasyonu bulunan bazı kişilerde belirtiler ancak soğuk algınlıkları sırasında ortaya çıkar. Bu kişilerde solunum yolu enfeksiyonunun burun dokularında neden olduğu şişlik, normalde farkına varılamayan hafif dereceli tıkanıklığı belirgin hale getirir ve şikayetler soğuk algınlığının iyileşmesinden sonra tekrar ortadan kalkar.

Septum deviasyonu nasıl teşhis edilir ?

Doktorunuz şikayetlerinizi dinledikten sonra size burunla ilgili bir travma veya ameliyat geçirip geçirmediğinizi soracaktır. Doktorunuz bundan sonra burun içini ve septumun pozisyonunu muayene edecektir. Bu işlem burun kanatlarını sizde hiç bir rahatsızlığa neden olmadan açan bir alet yardımıyla ve gerekiyorsa endoskop adı verilen optik cihazlarla gerçekleştirilir. Septum deviasyonu teşhisi için çoğunlukla başka bir incelemeye gerek yoktur. Ancak, doktorunuz şikayetlerinizin sinüzit ve allerji gibi başka nedenlere bağlı olduğunu düşünüyorsa bunların teşhisine yönelik testler ve laboratuar incelemeleri yapılmasını isteyebilir.

Septum deviasyonu nasıl tedavi edilir ?

Septum deviasyonunun tedavisi cerrahidir ve bu ameliyata septoplasti adı verilir. Septoplasti ameliyatı hem genel, hem de lokal anestezi ile yapılabilir. Ameliyatta septum, burun delikleri içinden yapılan ve ameliyat sonrasında dışarıdan görünmeyen kesilerle olması gereken orta hattaki pozisyonuna getirilir. Ameliyat genellikle 1-1.5 saat sürer. Ameliyatın sonunda düzeltilen septumu yerinde tutmak için her iki burun boşluğuna septuma destek görevi yapacak ateller veya tamponlar yerleştirilir. Bu destek malzemeleri ameliyatı takip eden birkaç gün içinde alınır.

Septoplasti ameliyatından hemen sonra neler olur ?

*Ameliyattan sonra yerleştirilen destek ateller veya tamponlar nedeniyle burnunuz kısmen veya tamamen tıkalı olabilir ve ağızdan nefes almanız gerekecektir.

*Ameliyattan sonra burun salgıları artacak ve hem önden, hem de genizden pembe renkli bir akıntı görülecektir. Bu kanama değildir ve ameliyattan sonra giderek azalacak şekilde destekler veya tamponlar alınana kadar devam edecektir.

Septoplasti ameliyatından sonra nelere dikkat etmeliyim ?

*Burnunuzu çarpmamaya özen gösterin ve ameliyatı yoklamak için elinizle hareket ettirmeyin.

*Doktorunuzun önerdiği ilaçları düzenli kullanın.

*Doktorunuz izin verene kadar burnunuzu sümkürerek temizlemeyin.

*Burnunuza kesinlikle musluk suyu çekmeyin.

*Uzun süreli ve çok sıcak olmamak koşuluyla banyo yapabilirsiniz.

*Ameliyattan sonra burunda kuruma hissi ve içinde kabuklanmalar meydana gelebilir. Bunları en aza indirgemek için bulunduğunuz ortamlarda soğuk buhar makinası kullanın veya günde 3-4 kere bir kase kaynamış suyun buharına karşı burundan nefes alın.

*Burun içindeki tam iyileşme 2-6 hafta arasında tamamlanacaktır. Bu süre içinde doktorunuzun önerdiği kontrollara düzenli gidin.

Septoplasti ameliyatı için yaş sınırı var mıdır ?

Burun septumunda yüz kemiklerinin gelişimini belirleyen merkezler vardır. Çocukluk çağında belirlenen septum deviasyonlarının cerrahi tedavisi, bu merkezleri ve yüzün kemik gelişimini bozmamak için genellikle 18 yaşından önce yapılmaz. Erişkinlerde büyüme merkezleri aktif değildir ve septoplasti ameliyatlarının yüzün şekli üzerinde olumsuz bir etkisi olmaz

İkinci bir ameliyat gerekebilir mi ?

Septoplasti ameliyatını takibeden bir kaç ay içindeki iyileşme aşamasında septumun tekrar yer değiştirmesi halinde veya, yeni bir burun travması sonrasında ikinci bir düzeltme ameliyatı gerekebilir; ikinci ameliyat gereksinimi çok nadiren doğar ve ameliyat olan hastaların %2 sinden daha azında söz konusudur.

Vücudumuzun bütün yükünü çeken diz bölgesindeki en büyük iki kemiğin birleştiği noktadaki ince yastıkçıklar menisküslerimizdir. Dizde yükün taşınması ve birçok yöne dönme hareketinin yapılmasını sağladığını söyleyen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Turan Uslu, menisküs yırtılmalarının belirtilerini ve sebeplerini sıraladı.

Futbol gibi karşılıklı temas sporlarda dizin dönmesi, ani hareketlerde meydana gelen katlanma, tek diz üzerine yük alınması sonrasında menisküsler yırtılabilir. Sporcularda bu yaralanmalara ön çapraz bağ yaralanmaları da eşlik edebilir. İleri yaş grubunda ise menisküsler herhangi bir travma olmaksızın dizde gelişen dejenerasyon ve kıkırdak hasarına bağlı olarak yırtılabilirler.

Menisküs yırtılmasının belirti ve şikayetleri

Diz içerisinden gelen sesler yırtığın ilk bulguları olabilir. Dizde ödem gelişene dek sporcular oyuna devem edebilir ya da günlük aktiviteler yapılabilir. Ancak ödem geliştiğinde şikayetler oluşur. Şikayetler 24- 48 saat içerisinde gelişir.

• Dizde gerginlik ve şişlik

• Eklem hareket açıklığında azalma

• Dizde sıvı toplanması

• Menisküsün yırtık parçası eklem içine düştüğünde takılma, kitlenme.

Bu durum ancak doktorunuz yapacağı bir manevra ile düzelebilir.

Menisküs tedavisi nasıl yapılır?

- İstirahat

- Buz uygulaması

- Baskı uygulaması, bandaj gibi

- Dizin yukarı alınması şeklinde özetlenebilir.

Cerrahi tedaviye ne zaman başvurulur?

Cerrahi tedavi menisküsün iyileşemediği ve şikayetler oluşmaya devam ettiği zamanlarda planlanmaktadır. Yırtık ve şikayete neden olan menisküs yırtıkları kıkırdakta aşınmaya ve ileri dönemde kireçlenmeye neden olur. Genç, aktif yaşam süren kişilerde menisküs yırtıklarının ameliyat edilmesi önerilir. Yırtığın tipine eşlik eden başka bir patoloji olup olmaması, hastanın yaşına göre doktorunuz uygun tedaviyi, planlayacaktır. Cerrahi sonrası rehabilitasyon tedavinin önemli bir parçasıdır.


Ötanazi istekleri yerine getirilmeyenlere hizmet verecek…

Ölümcül hastalara yasal açıdan ötanazi hakkı tanıyan ilk ülke olan Hollanda’da şimdi de, kendi istekleriyle hayatına son vermek isteyen hastalar için özel klinik açılacak.

Kliniği hizmete sokacak olan Gönüllü Hayatına Son Verme Derneği (NVVE), yılda yaklaşık bin başvuru beklediklerini bildirdi. Klinikte görev yapacak aralarında doktor ve hemşirenin de bulunduğu 6 kişilik uzman ekip, yasaların öngördüğü çerçevede hayatına son vermek isteyenlere evlerinde yardımcı olacak. Bunun gerçekleşmemesi durumunda ise hasta kliniğe yatırılarak ötanazi işlemi gerçekleştirilecek.

DOKTOR İKNA EDİLEMEZSE KLİNİK DEVREYE GİRECEK
NVVE tarafından yapılan açıklamada, ilk etapta, yasaların öngördüğü çerçevede ötanazi hakkına sahip olmalarına rağmen bu istekleri yerine getirilmeyen iyileşme umudu olmayan hastaların doktorlarıyla görüşüleceği belirtildi. Doktorların ikna edilmemesi durumunda klinik devreye girecek. Hollanda Doktorlar Federasyonu (KNMG) ise, sözkonusu özel kliniğe karşı çıkıyor. KNMG’den yapılan açıklamada, “ötanazi işleminin doktor-hasta arasında uzun süreli kurulacak güvenli bir iletişimden sonra gerçekleşmesi gerektiği” belirtildi.

Açılacak kliniğin bir çözüm olmayacağı belirtilen açıklamada, hastanın rahatsızlıkları konusunda detaylı bilgi sahibi olunduktan sona ötanaziye karar verilmesinin yerinde olacağı kaydedildi.

İnsanlarda görülen kan grupları 4 ana guruptur; A, B,AB  ve O grubu. Kan hücrelerinin üzerindeki antijenlere göre kan grupları belirlenmektedir. Antijenler kan hücre yüzeylerinde yer alan proteinler olup bağışıklık sisteminde cevaba yol açmaktadır. Rh faktörü kırmızı kan hücresinin  (eritrosit) yüzeyinde yer alan bir protein tipidir. Rh faktör  bir  çok insanda mevcut olup  bu duruma  Rh (+)-pozitif denilmektedir. Rh faktör taşımayan kişiler  Rh (-)negatif’tirler.

Rh (-) yada (+) olduğumu nasıl öğrenebilirim?

Gebelik öncesi dönemde veya  erken gebelikte kan grubu tayini yapılarak kan uyuşmazlığı olup olmadığını  öğrenmek mümkündür.Rh antijen yokluğu  Rh ( – ) olarak adlandırılır.Eğer anne Rh  (-) ve baba Rh (+)  ise Rh uygunsuzluğu yani gebelikte kan uyuşmazlığı  mevcuttur.Bu durumda anne karnındaki bebeğin Rh (+)  ya da Rh (-) olması mümkündür.Problem bebeğin baba gibi Rh (+) olması , annenin Rh (-) olmasıdır. Bu koşulda tedbir alınmaz ise  yani Rheogam (Anti D) adı verilen özel immunglobulin yapılmazsa sonraki gebeliklerde ciddi sorunlar oluşur.

Rh (-) negatif annede bebek Rh (+) pozitif ise ne meydana gelir?

Kan uyuşmazlığı durumıunda yani Rh uygunsuzluğunda  ilk gebelikte  sorun oluşmaz.Ancak Rh (-) negatif anne, Rh (+) pozitif bebeğe gebe ise ,bebeğin kanında küçük bir kısmın anne dolaşımına karışması anne vücudunda  Rh (+) kana karşı antikor gelişimine sebep olur. Bu koşulda anne duyarlılaşır ve sonraki gebelikte oluşan  bu antikorlar plasenta yoluyla  bebeğe geçerek zarar verirler,bebeğin kan hücreleri yıkılır , kansızlık (anemi) gelişir,hemolitik anemi meydana  çıkar. Hemolitik anemi sonuçları ciddi hasarlar oluşturur.Beyin dokusu zarar görür, hatta anne karnında bebek ölümü görülür. 

Doğum dışında da bebeğin Rh uygunsuzluğundan etkilenmesi mümkün mü?

Doğum dışında  da Rh (-) annenin sensitize (duyarlı ) hale gelmesi ve az miktardaki Rh (+)bebek kanının gebeliğin herhangi bir döneminde anne  kan dolaşımına geçmesiyle meydana gelebilir. Aşağıdaki durumlarda bu oluşabilir ve bebeğin kan gurubu bilinmeyeceği için doktorun önerisi ile koruyucu Rhogam (Anti-D) yapılmalıdır ;

ü
Düşük

ü
Kürtaj

ü
Dış
gebelik

ü

Amniosentez

ü
Koryon
villus örneklemesi

ü

Kordosentez


Kan uyuşmazlığı nda Rheogam (anti–D ,Rh immunglobulin ) ne zaman  ve nasıl kullanılmalıdır?

ü
Rh (-)
anneye 28’inci gebelik haftasında gebeliğin kalan kısmında kanama ihtimaline
karşı koruyucu Rheogam uygulanmalıdır.

ü
Rh (-)
anneden dünyaya Rh (+) bebek dünyaya geldiğinde  doğumdan sonraki ilk 72
saatte antikor gelişimini önlemek amacıyla rheogam uygulanmalıdır.

ü
Rh (-)
anneden dünyaya gelen her Rh (+) bebekte rheogam’ın tekrar dozları
gerekmektedir.(ilk 72 saatte)

ü
Gebeliğin
herhangi bir safhasında düşük ,kürtaj,dış gebelik,amniosentez,kordosentez
sonrası 72 saatte rheogam yapılmalıdır.
 

 Kan uyuşmazlığı nda Rantikoru gelişip bebek etkilenirse ne yapılabilinir?

Bu duruma immunize Rh denilir.Gebeliğin sağlıklı devam edebilmesi için perinatologlar tarafından anne karnında iken belli aralıklarla kan değişimi yapılması gerekmektedir.Bu koşulda reogamın tedavi edici etkisi yoktur.

 Rh Uygynsuzluğu, kan uyuşmazlığı hakkında özetle;

ü
Anne
adayı Rh (+) ise babanın kan grubunun önemi yoktur.Uyuşmazlık olmaz.

ü

Uyuşmazlığın tek şartı (anne ve baba kan grubu ne olursa olsun) Anne Rh ( -)
, Baba Rh (+) olmalıdır.

ü
Rh
uyuşmazlığı olan anneye gebeliğin 28’inci haftasında ve doğumdan sonra bebek
kan grubuna bakılarak (bebek Rh +  olmalıdır) ilk 72 saat içinde Rheogam
yapılmalıdır.

ü

Düşük,kürtaj,amniosentez,kordosentez gibi müdahalelerden sonra uyuşmazlığı
olan anneye 72 saat içinde Reogam yapılmalıdır.

ü
Gebelik
ve müdahaleler sonrası koruyucu rheogamlar düzenli şekilde yapıldığı sürece
bebekleriniz risk altında DEĞİLDİR.


 

                

 

Amerikalı bilim insanları, “işlenmiş şekerin fazlası zarar” tezini daha da ileri taşıyarak, ”Şeker vücutta zehir etkisi yapıyor” dedi. Bazı uzmanlara göre, tıpkı alkol ve sigara gibi şeker tüketiminin de vergi politikalarıyla kontrol altına alınması gerekiyor.

Yüksek tansiyon, kolesterol, karaciğer yetmezliği, obezite ve diyabet… Ve bunların sonucunda kalp hastalıkları, hatta kanser… Masum sanılan şeker aşırı tüketildiğinde tüm bu hastalıklara davetiye çıkarıyor.

California Üniversitesi’nden araştırmacılar, ”Şeker hakkındaki zehirli gerçek” isimli makalede, şeker tüketiminde yaş sınırlaması getirilmesi ve yüksek vergiyle tüketimin azaltılması gerektiğini savundu. Bazı uzmanlara göre, şeker, öylesine zararlı ki, sigara ve alkol gibi denetlenmesi gerekiyor. Araştırmacılar, vücudun hazır şekere hiçbir şekilde ihtiyacı olmadığını, bunun yerine bal ve meyve gibi doğal şeker kaynaklarının tüketilmesi gerektiğini söylüyor. Amaçları, hazır şekerli yiyecek ve içeceklere alternatif olan daha sağlıklı ve ucuz ürünlerin tüketiciyle buluşmasını sağlamak.

Obezite, Amerika başta olmak üzere tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu. Çoğu Amerikalı, günde en az 600 kaloriyi şekerden alıyor. Uzmanlar, eğer şekerli ürünlere yüksek vergi getirilirse tüketimin azalacağına, dolayısıyla obezitenin önüne geçilebileceğine inanıyor. Şekere daha fazla vergi uygulamasını başlatan ülkeler var. Ancak, henüz bu yeni uygulamanın sonuçları saptanabilmiş değil.

Çocuk sahibi olmak için doğru zamanın geldiğini düşünüyorsanız, partnerinize ve size önerebileceğimiz besinlerle hormonların seyrini değiştirip doğurganlığınızı artırabilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken “birlikte” düzenli ve dengeli bir beslenme alışkanlığı edinmeniz olacak.

Cosmopolitan/ Damla Durak

KAHVALTI
Kepekli Ekmek
Üzerine Yağda Yumurta

KADINLAR İÇİN: Yavaş salınımlı karbonhidratlar ve protein, kan şekeri seviyenizi korumak için oldukça uygundur. Kan şekerinin düşmesi, strese sebep olan kortizol hormonunun artışına sebep olur. Bu da doğurganlıkla ilgili olan progesteron hormon seviyenizi olumsuz etkiliyor. Bu hayati progesteron hormonu sağlıklı hamilelik sürecine ek olarak kan şekeri seviyenizi de sabitler.

ERKEKLER İÇİN: Yumurta, omega-3 bakımından oldukça zengindir ve prostaglandin üretimine yardımcı olur. Araştırmalar gösteriyor ki sperm kalitesi düşük olan erkekler, faydalı hormonlar açısından da şanssızlar. Kepekli ekmek ve yağda yumurta ile kendinize hazırladığınız kahvaltınızı sevgilinize de sunabilirsiniz. Yalnız onun yumurtasının üstüne bir de ızgara domates dilimi ekleyin. Domatesantioksidan bakımından oldukça zengindir ve serbest radikallerin partnerinizin spermlerine zarar vermesine engel olur. Ayrıca pişmiş domates antioksidan yönünden daha zengin.

ÖĞLE YEMEĞİ
Somon Filetolu ve Avokadolu Salata

KADINLAR İÇİN: Somon balığı vücut gelişiminize yardımcı olan ve vücut için gerekli yağ asitlerini sağlayan protein bakımından oldukça zengindir. Aynı zamanda hücre zarının sağlıklı kalmasına da yardımcı olur. Yeşil sebzeler doğurganlığınızın zarar görmesine engel olacak antioksidanlar içerir. Bunun yanı sıra avokado da E vitamini bakımından oldukça zengindir.

ERKEKLER İÇİN: Partnerinizin salatasına bir avuç dolusu kabak çekirdeği ekleyin. Bu besin yüksek oranda çinko içerir ve çinko, spermlerin verimliliğinin artmasını sağlar. Ayrıca salatasına kurutulmuş domates eklemeyi de unutmayın. Çünkü kurutulmuş domates sağlıklı spermler üretilmesine yardımcı olan likopen bakımından çok zengindir.

AKŞAM YEMEĞİ

Tavuklu ve Ispanaklı Noodle Çorbası

KADINLAR İÇİN: Ev yapımı çorba sindirime yardımcı olur, bu sayede diğer besinleri deçok daha kolay hazmedebilirsiniz. Ayrıca kan hücrelerini de besler ve doğurganlığı destekler. Ispanak ise başlı başına güçlü bir folik asit kaynağıdır ve içerdiği B vitaminiyle anne karnındaki bebeğin korunmasına yardımcıdır.

ERKEKLER İÇİN: Folik asit, spermleri genetik anomalilere karşı korur. Tavuk ve ıspanak birlikte tüketildiğinde koenzim Q10 oluşur, bu da spermlerin hareketliliğinin artmasını sağlar. Partnerinizin çorbasına bir miktar da antioksidan takviyesi sağlayan mısır, havuç ya da brokoli ekleyin.

 

Müşavir Ali Tezel: Özel hastanelerde 12 tl muayene ücreti zorunludur.

Şeyda Coşkun
Ahmet Maranki
Şifalı Yemekler

İbrahim Saraçoğlu
Canan Karatay
Prof Dr O. Müftüoğlu
Suna Dumankaya
Taylan Kümeli
Dr. Feridun Kunak
Haluk Saçaklı
Erkan Topuz
Mehmet Öz
Ebru Şallı
Dr Gürkan Kubilay
Suat Arusan
Ender Saraç
Ömer Coşkun
KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME
Güzellik & Bakım
Diyet
Şifalı Bitkiler
Gün Gün Hamilelik
Ameliyat Görüntüleri
3000 TIP DOKTORU
Yeni SGK Yasası
Alışveriş & İndirim
Fıkralar
İstanbul Rehberi
Tatil Seçenekleri
Şarkı Sözleri