İLETİŞİM
SİTE SAHİBİ: NESRİN İKİZLER e.mail: perizadeyasar@hotmail.com
BİZİ TAKİP EDİN
02128561627
Kategoriler
Uyarı!
Sitemizde yer alan bilgiler paylaşım amaçlıdır. Lütfen uzmanlara sorularınızı kendilerine ait web sitelerinden sorunuz.
Yasal Uyarı!
Bu sitedeki bilgiler tavsiye niteliğinde olup tedavi amaçlı değildir. Uygulamaların sorumluluğu site sahibine ait değildir. Sağlık sorunlarınız için mutlaka bir hekime danışınız.Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız.Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, buradaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Buradaki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.
Legal Notice!
The information on this site is in the nature and treatment purposes is not recommended. It is the responsibility of the applications the site owner. A physician for medical problems always have danışınız.Your doctor's the drugs and diagnostics without necessarily going kullanınız.To doctor Whatever your complaint, you can put, with this information, do not attempt to treat your self. This information is not strictly a disease diagnostic purposes.

Arşiv ‘SAĞLIK’ Kategori

Londra’da Covent Garden’da bir restoran mönüsüne yeni bir çeşit dondurmalı tatlı eklemiş. Dondurma başlıktan da anladığınız üzere anne sütünden yapılıyor. Yaratıcısı tatlının adını Baby Gaga koymuş.

On beş kadın bu iş iç süt vermeyi kabul etmiş. Annelerin üye olduğu bir web sitesinin forum kısmında görmüşler ilanı.

Victoria Hiley, bu kadınlardan biri. Otuz beş yaşında. Yetişkinler anne sütünün tadını alırlarsa daha çok kadın bebeğini emzirmeyi seçer diye düşündüm, diyor.

Baby Gaga’nın bir porsiyonu on dört sterlinmiş. Bizim paramızla otuz beş lira ediyor aşağı yukarı.

Restoran sahibi “Çocuklarımız için iyi olan geri kalan herkes için iyidir” diyor. Dondurmanın neli olduğunu öğrenen bazı müşterilerinin midesinin bulandığını anlatıyor. Ama bu noktada önemli bir itirazı var: “Bundan daha doğal, bu kadar organik bir şey daha yemişler midir acaba ?” diye soruyor.

Ama Bayan Hiley’e bakılırsa restorana verdiği süt, limon aromalı Madagaskar vanilyasıyla karıştırılmadan önce pastörize ediliyormuş. Yani gitti bütün sağlıklı bakteriler! Yine de dondurmanın mucidi ürünün büyük başarı kazanacağından son derece emin. “Bir yüz yıldır kimse dondurmanın bu kadar ilginç bir versiyonunu üretmedi” diyor.

1) Tipik bir iş günündesiniz. Sabah, kahvaltı için masanızın üzerinde neler bulunuyor?

Yoğurt, müsli, meyve ve peynirli çavdar ekmeğinden oluşan bir kahvaltı menüsü.

Marmelatlı bir dilim tost ekmeği tabii ki.

Hiçbir şey. Yolda kendime bir poğaça alırım, olur biter.

2) Manken gibi bir vücuda sahip olup olmadığını sormuyoruz ama kilonuz ne durumda?

Tam ideal kilomdayım.

Biraz kilo almalıyım.

İdeal kilonun oldukça üzerine çıktım.

3) Hangi sıklıkta spor yapıyorsunuz?

Düzenli olarak egzersiz yapmaya özen gösteriyorum, ancak abartmamak kaydıyla.

Spor yapmadan yaşayamam, vücudumun sınırlarını haftada birkaç kez zorluyorum.

Spor yapmak mı? Güzel bir fikir, ancak öyle yoruluyorum ki spor yapmaya gücüm kalmıyor.

4) Geceleri nasıl uyuyorsunuz?

Her zaman yaklaşık 8 saat saat, üstelik uyanmadan.

Geceleri genellikle 6 saat uyuyorum.

Bebeğimle ilgilenmek, sık sık da fazla mesai yapmak zorunda kaldığım için geceleri maalesef genellikle 6 saatten az uyuyabiliyorum.

5) Sigaranın olumsuz etkilerini bilmemize rağmen çoğumuz bu illeti bırakamıyoruz. Peki ya siz, sigara içiyor musunuz?

Sigara kullanmadığım gibi, pasif içicilikten de kaçınıyorum.

Sigara içmiyorum. Ancak iş yerinde ya da barlarda sık sık sigara dumanına maruz kalıyorum.

Sigaramı bırakmayı asla düşünmüyorum.

6) Alkolle aranız nasıl?

Sosyal içiciyim. Alkolü sadece doğum günü, evlilik yıldönümü veya arkadaş toplantılarında alıyorum.

Her gün düzenli olarak bir kadeh şarap, bira veya votka içiyorum.

Hemen her gün birkaç kadeh şarap, bira veya votka içiyorum.

7) Güneş ışınlarından korunuyor musunuz?

Elbette! Denizi kıyısında bile gölgede durmaya özen gösteriyorum.

Kimi zaman, yüksek koruma faktörlü güneş kremi olmadan bir saat boyunca güneşin altında kaldığım oluyor.

Özellikle tatildeyken güneşten mümkün olduğunca faydalanmaya çalışıyorum. Kış mevsiminde de solaryumdan yararlanabildiğimiz için çok şanslıyız.

8) Rutin muayenenizi yaptırdığınızda diş hekiminiz nasıl bir manzarayla karşılaştı?

Sağlıklı dişlerle tabii ki!

Eskiden yapılmış birkaç dolguya rastladı.

Dolgu yapılması ve / veya çekilmesi gereken dişlerle ne yazık ki.

9) Geçen kış kaç kez nezleye yakalandınız?

Kış mevsimini hiç hastalanmadan atlatmıştım.

Pek hatırlayamıyorum. Belki bir iki kez nezle olmuşumdur ama daha fazla değil.

Geçen kış en az 3 kez nezleye yakalandığımı hatırlıyorum.

10) “Off dudağımda yine sevimsiz bir uçuk çıktı” Bu cümleyi sık sık söylüyor musunuz?

Ne mutlu ki şimdiye kadar dudağımda bir kez bile uçuk çıkmadı.

Maalesef bu sevimsiz sorunla ayda bir veya iki kez uğraşmak zorunda kalıyorum.

Sadece aşırı stresli olduğum dönemlerde. Yani, yılda üç veya dört kez.

11) Mutfakta elinizi bıçakla kestiğinizde veya spor sırasında vücudunuzu zedelediğinizde yaralarınız ne kadar sürede iyileşiyor?

Yaralarım genelde 4-6 gün arasında iyileşiyor.

Yaralarım aynı zamanda sık sık iltihap kapıyor.

Kapanması için kimi zaman bir iki hafta geçiyor.

12) Şimdi aynanın karşısına geçin ve dişetlerinizi gözden geçirin…

Dişetlerim sağlıklı ve güçlü görünüyor.

Bazen kızardığı veya biraz acıdığı da oluyor.

Dişetlerim geri çekiliyor ve oldukça kırmızı görünüyor. Ayrıca dişlerimi fırçalarken de sık sık kanıyorlar.

13) Mesai bitiminden sonra sorun yaşamadan gevşeyebiliyor musunuz?

Akşam saatlerinde stresin beni olumsuz etkilemesine asla izin vermiyorum.

Bazen gevşemekte zorlandığım oluyor ama sık değil.

Hayır. Maalesef sorunlarımı genellikle eve de taşıyorum.

14) İş ve aile hayatında yaşadığımız sorunlar, özellikle biz kadınların üzerinde büyük bir yük oluşturuyor. Peki stres sizin hayatınızı nasıl ve ne kadar etkiliyor?

Stres mi? Uzaktan yakından alakam yok.

Stres benim için yabancı bir kelime değil, ancak spor ve/ veya sakinleşmemi sağlayan çeşitli yöntemlerle bu sorunun üstesinden gelebiliyorum.

Sürekli baskı altında olduğumu düşünüyorum.

DEĞERLENDİRME

A’lar çoğunluktaysa:
İçiniz rahat olsun, yaşam alışkanlıklarınıza dikkat ettiğiniz için güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmalısınız. Bu nedenle hastalığa yol açan virüs veya bakteri gibi etkenlerin vücudunuza hasar verme şansları yok gibi. Bağışıklık sisteminizin gücünü koruması için vitamin ve mineralden zengin besinleri tüketmeye devam edin. Ayrıca haftanın en az 3 günü spor yapmalı, ideal kilonuzu korumalı ve sizi strese sokan faktörlerden olabildiğinde uzak durmalısınız.

B’ler çoğunluktaysa:
Dikkatli olun, bağışıklık sisteminiz gücünü yitirmeye başlamış olabilir. Eğer birtakım tedbirler alarak savunma sisteminizi güçlendirmezseniz, hastalıklara yol açan virüs, bakteri veya mantara davetiye çıkarmış olursunuz. Stres vücudunuzun fazla miktarda kortizon üretmesine yol açar ve bu da bağışıklık sisteminizi zayıf kılar. Yapmanız gereken ilk şey, stresten kaçınmak veya stresi en an aza indirmek olmalı. Ayrıca sağlıklı beslenmeye ve düzenli spor yapmaya özen gösterirseniz, bağışıklık sisteminize büyük bir iyilik yapmış olursunuz. Dikkat etmeniz gereken bir başka nokta da, sigara ve alkol gibi savunma sisteminizi zayıflatan olumsuz faktörlerden kaçınmak olmalı. Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için multivitaminlerden de yararlanmanızda fayda var.

C’ler çoğunluktaysa:
Paniğe kapılmayın ama bağışıklık sisteminiz büyük bir olasılıkla “alarm” veriyor! Siz siz olun zaman kaybetmeden bir doktora başvurun ve check up yaptırın. Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için doktorunuzun önerilerini harfiyen yerine getirmeye de özen gösterin. Sofranızda bol bol sebze ve meyve bulundurun, düzenli olarak spor yapın, uyku düzeninize dikkat edin ama en önemlisi de stresi hayatınızdan çıkarın.

Şamdan PLUS / Banu Kazanç

Organizma terleme, idrar yapma, dışkılıma, solunum ve safra oluşumu ile normal metabolizma süreçleri sonucu oluşan toksinlerden kendisini korur. Ruhsal ve fiziksel stresler, çeşitli enfeksiyonlar sonrası oluşan zararlı atıklar da; böbrekler, karaciğer, akciğer ve deri gibi birçok organın ortak çabası ile vücuttan uzaklaştırılmaktadır. İnsanlar bunun dışında topraktan, sudan, soludukları havadan ve aldıkları gıdalardan dolayı da toksik ve zehirleyici maddelerin etkisi altında kalmaktadırlar.

TOKSİNLERİN VÜCUDA BİRÇOK ZARARI VAR

Hava kirliliği, çevre kirliliği nedeniyle içme sularında kurşun, cıva gibi ağır metaller, kafein, alkol, yağlar, bilinçsizce kullanılan ilaçlar sağlıksız katkılar içeren beslenme sistemi bağışıklık sisteminin azalmasına, hormonal dengesizliklere, yaşamın ileri dönemlerinde kalpdamar problemlerine, eklem hastalıkları, aşırı kiloya, diyabete hatta kanser gibi çok çeşitli hastalıklara neden olabilir. Toksinlerin zararlı etkileri vücudunuzda genellikle, yorgunluk, bitkinlik, kendini iyi hissetmeme, aşırı uyku ya da uykusuzluk, kas ve eklemlerde gerginlik, sinirlilik gibi ruhsal veya fiziksel sağlık sorunları olarak kendisini hissettirir.

KARACİĞERİ DESTEKLEYEN SAĞLIKLI BESLENME

Pancar ve havuç: Çok iyi bir antioksidan olan beta karoten ve C vitamini bakımından zengindir. Çok güçlü bir toksin temizleyicidir.

Enginar: Kolesterolün düşürülmesinde ve karaciğer detoksunda etkili bir sebzedir.

Susam ve tahin: Karaciğeri alkole karşı korur.

Yeşil yapraklı sebzeler: Klorofil ile karaciğeri ağır metallerin etkilerinden korurlar.

Hindiba ve tere: Safra üretimini ve akışını artırır.

Elma: Sindirim sisteminin toksinlerden arınmasına yardımcıdır.

Ceviz: Arjinin ile karaciğeri korur, aynı zamanda omega 3 içerir.

Somon balığı, ton balığı: Omega 3 içeren yağlar karaciğerin dostudur.

Zerdeçal: Karaciğer için favori bir baharattır.

Limon ve greyfurt : Limon, zengin C vitamini içerir. Vücudun bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, safra üretimine yardım eder, mide ve barsaklar üzerinde etkilidir.

Avokado: Glutatyon içeriği ile karaciğere zarar veren toksinlere karşı etkilidir.

Sarımsak ve soğan: Bağışıklık sistemini güçlendirdiği için detoks programının olmazsa olmazıdır. Soğanın ve sarımsağın içinde yer alan kükürt bileşimi Alicin kan dolaşımını uyarır, sindirimi harekete geçirir. Vücuttaki fazla suyun atılmasını sağlar ve karaciğerden toksinleri atılmasında yardımcı olur.

Yeşilçay : Yüksek oranda antioksidan içerir, kalp sağlığımızı destekler, sindirime yardımcı olarak kan şekerini ve vücut sıcaklığını ayarlar. Metabolizmayı hızlandırır, yağ oksidasyonunu artırırlar.

Turpgiller (Beyaz ve kırmızı lahana, şalgam, kırmızı turp, pancar, Brüksel lahanası, kanrabahar): Detoks sistemini güçlendiren antioksidan vitamin ve mineralleri bol miktarda ihtiva ederler. Doku hasarına neden olan serbest radikallere karşı vücudu korurlar. Vücudu toksinlerden temizleyici, güçlendirici ve destekleyici besin elemanlarından zengin sebzelerdir.

KARACİĞER VE TOKSİNLERE KARŞI DESTEKLEYİCİ BESLENME ÖNERİLERİ

♦ Doğada özellikle sebze ve meyvelerde bol miktarda mevcut olan bazı vitamin ve mineraller, polifenoller, flavonoller, antioksidan kaynaklarıdır.
♦ En yaygın olarak bilinen antioksidanlar ise A, C ve E vitaminleri, likopen, flavonoidler, Beta-karoten, selenyumdur.
♦ Karaciğer için beslenmemizde yer alacak besinler, karaciğerin detoksifikasyon (organizmanın kendisine zararlı olan toksik maddelerden temizlenmesi) sürecine yardımcı olmalı ve serbest radikallerin vücut üzerindeki zararlarına karşı koruyucu olan antioksidanlar içermelidir.
♦ Beta-karoten ve E vitaminleri karaciğerin toksinlerden arınmasına yardım eder.
♦ B vitaminleri, karaciğerin korunması ve ağır metallerin ve diğer toksik maddelerin uzaklaştırılmasını sağlar. Kolin, metionin, vitamin B6, Folik asit, B12 ve folik asit safra üretim ve akışını artırır.

Avrupa Birliği’nin sağlık uzmanları, antibiyotiklere dirençli süpermikroplardaki artışın eşi benzeri görülmedik bir düzeye ulaştığı uyarısını yapıyor.

Her yıl Avrupa Birliği’nde 25 bini aşkın kişi en son antibiyotiklerin bile etkili olamadığı bakteri enfeksiyonlarından ölüyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), durumun kritik bir noktaya geldiğini açıkladı.

Örgüt, uluslararası toplumun yeni ilaçlar üretmek için birlikte hareket etmesi gerektiğini söylüyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün Avrupa’dan sorumlu yetkilisi Zsuzsanna Jakab, ”Antibiyotikler çok kıymetli bir bilimsel keşif. Fakat bu ilacı umursamıyor, aşırı kullanıyor, yanlış alıyoruz. Şimdi de karşımızda hiçbir ilacın yenemediği süpermikroplar var.” diye konuştu.

Üroloji Uzmanı Op.Dr.Kadir Önem Vazektomi ile ilgili doğrular ,yanlışlar ve endişeleri sizler için anlatıyor.

Aile planlamasında erkeklerin göz ardı ettiği etkin ve güvenilir yöntem: Vazektomi, vazektomi hakkında neler biliyoruz?

Bilindiği üzere aile planlaması için oldukça çeşitli yöntemler kullanılmaktadır.  yöntemleri genel olarak erkeğin korunduğu yöntemler ve kadının korunduğu yöntemler olarak ikiye ayırabiliriz.

Kadınların kullandığı doğum kontrol hapları, tüplerin bağlatılması,  kondomu, takvim yöntemi gibi yöntemler bunlardan sadece birkaçıdır.

Erkeklerin genel kullandığı yöntemlerin başında kondom kullanımı gelir. Erkeklerde bu yöntemin yanında oldukça etkili ve  , ülkemizde erkeklerin nadiren tercih ettiği vazektomi olarak tanımlanan daha anlaşılır bir dilde meni kanallarının bağlanması olarak tanımlayabileceğimiz bir yöntem daha mevcuttur.

Kondom erkekler tarafından sıklıkla tercih edilen aile planlaması yöntemidir. Ülkemizde genel olarak tüplerin bağlatılması, rahim içi araç konulması gibi müdahale gerektirecek aile planlama yöntemleri kadınlar tarafından tercih edilmekte ve ya eşleri tarafından tercih ettirilmektedir.

Esasen kadınlardaki kadar  bir girişim gerektirmeden erkeklerde yapılan vazektomi batı toplumlarında daha sıklıkla tercih edilmektedir. Örneğin Amerika Birleşik Devletlerinde yılda 500.000 erkeğe vazektomi yapılmaktadır.

Ülkemizde nadiren yapılmasının sebepleri başında bu yöntemi bilmemek gelmektedir. Bunun yanı sıra erkeklerin vazektomi işlemi sonrasında erkeklikleri kaybedecekleri gibi yersiz ve yanlış inanışları erkekleri bu işlemden uzaklaştırmaktadır.

Aile planlamasında erkeklerin göz ardı ettiği etkin ve güvenilir bir yöntem: Vazektomi, vazektomi hakkında neler biliyoruz? Üroloji Uzmanı Op.Dr.Kadir Önem Vazektomi ile ilgili doğrular ,yanlışlar ve endişeleri sizler için anlatıyor..

Vazektomi ne demektir?

Vazektomi erkeklerdeki her iki tarafta bulunan meni kanallarının bağlanması demektir. Bu sayede sperm üretimi devam eder fakat dışarıya çıkamadığı için korunma sağlanmış olur.

Vazektomi işlemi nasıl yapılmaktadır?

Vazektomi için testislerin içinde bulunduğu scrotuma lokal anestezi yapılır bir süre beklendikten sonra her iki taraftan 1 cm kadar kesilerek meni kanalı bulunur ve bağlanıp kesilir ve uç kısımları ısı enerjisi ile yakılır . Elbette ki bu işlem hastanın isteğine göre belden aşağı uyuşturularak ve ya genel anestezi verilerekte yapılabilir.

Vazektomi işlemi nasıl yapılmaktadır?

Vazektomi için testislerin içinde bulunduğu scrotuma lokal anestezi yapılır bir süre beklendikten sonra her iki taraftan 1 cm kadar kesilerek meni kanalı bulunur ve bağlanıp kesilir ve uç kısımları ısı enerjisi ile yakılır . Elbette ki bu işlem hastanın isteğine göre belden aşağı uyuşturularak ve ya genel anestezi verilerekte yapılabilir.

Fakat bu 3 ay içinde sperm çakabilme ihtimali olabileceği için korunmadan ilişkiye girilmemeli. Ek yöntemler bu süre zarfında muhakkak kullanılmalıdır. Yapılan sperm tahlilinde sperm olmadığı gösterilse bile 3-4 hafta sonra sperm tahlilini tekrarlamayı hastalarımıza öneriyoruz.

Vazektominin etkinliği ne kadardır?

Vazektomi yapıldıktan sonra sperm tahlilinde sperm olmadığını gördükten sonra doktorunuz size başka korunma yöntemlerine ihtiyaç kalmadığını belirttiğinden sonra %100 koruyucudur. Çünkü sperm çıkışı olmamaktadır.

Vazektomi ameliyatının zararları var mıdır?

Zararları kelimesine komplikasyon da diyebiliriz. Nadirende olsa kesi bölgesinde %1-2 oranında kanama, enfeksiyon, scrotuma sperm kaçağı (%10-30), çok nadiren ağrı meydana gelebilmektedir.

Vazektominin prostat kanserine yol açabileceğine dair bir takım iddialar olsa da yapılan çalışmalarda vazektomi ve prostat kanserinin bir ilişkisi olmadığı gösterilmektedir. Yani prostat kanserine neden olabileceği inanışı yanlıştır.

Bu riskler ve komplikasyonlar göz önünde bulundurulduğunda erkeklerdeki meni kanallarının bağlanması yani vazektomi operasyonu, kadınlardaki tüplerin bağlanması işlemine göre oldukça basit günübirlik yapılabilen ve anestezi ve komplikasyon riskleri kadınlardaki operasyona göre oldukça az bir işlemdir.

Vazektomi yaptırırsam cinsel açıdan bir sorunla karşılaşır mıyım?

Hayır, vazektomi sadece fertiliteyi yani çocuk yapabilme potansiyeli ile ilgilidir. Cinsel işlevlerde bir soruna neden olmaz. Ereksiyon, ilişkiye girebilme ve boşalma aynen devam eder.

Vazektomi ameliyatı olan bir erkek tekrar çocuğunun olmasını isterse bu mümkün müdür?

Elbette mümkündür. Vazektomi ameliyatı olan bir hasta tekrar fertil hale gelmek yani çocuk sahibi olabilme potansiyeline sahip olmak isteyebilir. Bu hastalarda mikrocerrahi yöntemlerle özel ameliyat mikroskobu, çok ince dikiş materyalleri kullanılarak meni kanalının kesilen uçları birbirine dikilerek uç uca getirilir.

Bu sayede testiste üretilen spermlerin tekrar meni kanalından geçişleri sağlanmış olur ve hasta fertil hale gelecek yani çocuk sahibi olabilme potansiyelini elde eder.

Bu hususta bilinmesi gereken nokta kanalların birleştirilmesi ameliyatını ne kadar erken yaptırırsa hasta sperm çıkma ihtimali o kadar fazladır.

Rakamlarla söylemek gerekirse vazektomi sonrası 3 yıla kadar geri dönüşüm ameliyatı yapılırsa sperm çıkma ihtimali %97, 3 yıldan 8 yıla kadar yapılırsa %88, 9 yıldan 14 yıla kadar yapılırsa %79, 15 yıldan sonra yapılırsa %71 ‘dir.

Kaynak:Miliyet

• Omega-3 yağlarının bazı balıklarda yüksek oranda bulunması, balığa ve balık yağına ilgiyi artırdı.

• Çocukluğumuzda ağır kokusu nedeniyle zorla içtiğimiz balık yağı, Omega-3 yağ asitlerinin kalp ve beyin sağlığını koruduğu anlaşılınca neredeyse bir ilaç kadar popüler hale geldi!

• Omega-3 yağları balıkta da, balık yağında da var. Hatta isterseniz bu yağları EPA + DHA karışımı Omega-3 kapsülleriyle doğrudan kazanmanız bile mümkün. Bize sorarsanız en doğru yol balığın kendini yemek gibi görünüyor. En iyisi balık yemek!

• Eğer Omega-3 yağlarını doğrudan balık yiyerek kazanırsanız, biyolojik yararları daha fazla oluyor. Bizde uskumru, lüfer, hamsi hatta soğuk sularda yetişen alabalıklar iyi birer Omega-3 kaynağı gibi görünüyor.

Bu noktalara dikkat!

• Eğer düzenli olarak balık yemiyorsanız, balık yağı yerine Omega-3 yağlarını saf şekilde içeren kapsülleri de kullanabilirsiniz. Burada dikkat edeceğiniz şey, balık yerken de Omaga-3 kapsüllerini yutarken de civa veya diğer toksinlerle kirlenmemiş olanları tercih etmektir.

• Sırası gelmişken, Omega-3 yağlarının ani kalp ölümlerini azaltabileceğini gösteren bazı bulguların olduğunu da hatırlatalım. Omega-3 yağları düzenli kullanıldıklarında kalp ritim bozukluklarını engelleyebiliyor ve ritim bozukluklarına bağlı ani ölümleri azaltıyor.

Fındık ve cevizde de var.

• Omega-3 yağlarını kazanmanın diğer bir yolu da ceviz, fındık gibi yağlı tohumları zaman zaman yemekten geçiyor. Keten tohumunda da bol miktarda bitkisel Omega-3 yağı var. Omega-3 yağları bazı yeşil yapraklı sebzelerde de (semizotu) bulunabiliyor.

• Küçük bir hatırlatma daha yapalım: Omega-3 kapsülleri ve balık yağlarının kolesterol yüksekliği tedavisinde kullanılmaları doğru değildir. Balık yağlarının tam tersine kolesterolü artırması bile mümkündür. Bununla birlikte balık yağları ve Omega-3 yağ asitlerinin, ilaçlara dirençli trigliserit yüksekliği durumlarında kullanılabileceği belirtilmektedir.

Baş ağrılarında kırmızı alarm.

• Erken dönemde doktora başvurmanızı gerektiren baş ağrıları hangileridir, biliyor musunuz?

• En sık rastlanan yakınmalardan biri olan baş ağrılarında, çoğunlukla tetkike bile gerek duyulmadan tanı konur ve tedaviye başlanır.

• Ancak hastaların küçük bir bölümünde altta yatan ciddi bir hastalık söz konusudur. Baş ağrısına neden olan bu hastalıklar mümkün olduğunca erken teşhis edilmeli ve gereken tedavisi başlatılmalıdır.

İşte bizi ve doktorumuzu uyarması gereken önemli özellikler:

- Yeni başlayan, şiddeti veya sıklığı giderek artan baş ağrıları

- 50 yaşından sonra başlayan baş ağrıları

- Ani başlangıçlı, “hayatımdaki en şiddetli ağrı” olarak tanımlanan tablo

- Daha önceden var olan hafif özellikteki ağrıların yoğunluk, şiddet ve süreğenlik kazanması

- Nörolojik bulguların da eşlik ettiği baş ağrıları

- Tedavilere yanıt vermeyen baş ağrıları

- 60 yaşından büyük olan kişilerde yeni gelişen ve genellikle tek taraflı, şakakta belirgin, zonklayıcı-oyucu ağrılar

- Egzersiz ya da öksürükle başlayan ya da artan baş ağrıları

- Yatar pozisyonda artan ağrılar.

Bağırsak kanserinden korunmak için.

• Sıklık açısından akciğer ve meme kanserinden sonra üçüncü sırada yer alan “kolon kanseri”nin (kalın bağırsak kanseri), “polip” adı verilen kitle ile başladığı görüşü yaygındır.

• Polip, kalın bağırsağın iç yüzeyini örten tabakayı oluşturan hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucunda oluşan, bağırsak boşluğuna doğru büyüyen oluşumlardır.

• Erişkinlerde yüzde 15-20 oranında rastlanan bu oluşumlar, saplı ya da sapsız olabilir. 50 yaşın üzerindekilerde yüzde 40-50 sıklıkla görülen polipler, en çok kalın bağırsağın son kısımlarında, sigmoid ve rektum denilen bölgelerde yer alır.

Kolon kanseri açısından uyarıcı belirtilerin başında şunlar gelir:

- Makattan kan gelmesi
- Dışkıya kan bulaşması
- Dışkılama alışkanlıklarında değişim
- İshal ya da kabızlık atakları
- Dışkının çapının incelmesi
- Anemi, halsizlik, yorgunluk
- Şişkinlik, aşırı gaz
- Açıklanamayan kilo kaybı

Kanseri önlemenin birinci adımı erken tanıdır. Kolon kanseri taraması açısından, 50 yaşın üzerindeki kişilerin tümü, herhangi bir yakınmaları olsun ya da olmasın, yılda bir kez gaitada gizli kan tetkiki yaptırmalıdır. Endoskopik olarak (ışık kaynağı ve mercek sisteminden oluşan bir boru yardımıyla) bağırsakların iç kısmının incelenmesi, 50 yaşını geçen her bireye önerilmektedir. Bu tetkikin, doktor önerisiyle 3-5 yılda bir yinelenmesi de uygun görülmektedir.

Kolon kanseri için risk faktörleri:

• 40 yaş; her 10 yılda risk ikiye katlanır
• Ailede kolon kanseri öyküsü
• Ailede polip öyküsü
• Kişinin kendinde polip öyküsü
• Geçirilmiş kolon kanseri öyküsü
• İltihabi bağırsak hastalığı (ülseratif kolit) öyküsü
• Diğer organları, özellikle meme veya uterusu (rahim) ilgilendiren kanser öyküsü

Yukarıdakilerden birinin varlığı bile kolon kanseri açısından ileri tetkiklere başlamak için yeterlidir. En kısa zamanda doktorunuzla görüşmenizi ve gereken ileri tetkikleri planlamanızı öneririz.

Tarçın kan şekerini düşürüyor.

• Şeker hastasıysanız tarçından daha fazla faydalanın. Sıcak-soğuk içeceklerinizi tarçınla tatlandırın.

• Pastalarınıza, keklerinize, sütlü tatlılarınıza tarçın eklemeyi unutmayın.

• Çünkü birçok araştırmanın da onayladığı gibi tarçın, kan şekerini dengelemede güçlü bir destek sağlıyor. Günde 3-4 çay kaşığı kadar tarçın, kan şekerini düşürmeye yardımcı olabiliyor.

Hasar tespit dönemi

• 4 aydır diyet yapıyorum, ortalama 6 kilo verdim, ama son 1 aydır gram fark etmedi. Motivasyonum azalıyor. Bana ne önerirsiniz?

• Kilo verme dönemlerinde zaman zaman kilo kaybı hatalarının sebeplerinin tespiti gerekir. Öncelikle birer aylık dönemlerin analizini yapın. 1 aylık zayıflama döneminde ortalama 2-4 kg. ağırlık kaybı idealdir. Bunun üzerinde kaybettiğiniz kilo kayıpları, ikinci ayda verilen kilonun daha sınırlı olacağının habercisidir. Bu yüzden, ikinci ayda daha az kilo verdiğiniz için motivasyonunuz bozulmasın.

• Bununla birlikte takılma kilolarının zamanı da gelmiş olabilir. Bu dönemde motivasyonunuzun yeterli olup olmadığını iyice araştırmanız gereklidir.

Kilo kaybında başarıya ulaşamamanın aşağıdaki nedenlerini diyetisyeninizle birlikte araştırmanızda fayda var:

“Sağlık hizmetlerinin hızlandırılmasını” amaçlayan kanun teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.

Yasaya göre, belirli bir projenin gerçekleştirilmesi amacıyla il özel idaresine aktarılan ancak aktarıldığı mali yılı takip eden yıl sonuna kadar kullanılmayacağı anlaşılan ödenekler, başka projede kullanılmak üzere, aynı veya başka bir özel il idaresine veya ilgili mevzuatı çerçevesinde kullanılmak üzere Toplu Konut İdaresine (TOKİ) aktarılabilecek. Kafeterya, büfe, otopark ve benzeri sosyal tesisler ile Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun kapsamında kiralanan sağlık merkezleri ve kullanmış oldukları demirbaşların kira gelirleri, uzmanlık belgesi sertifikasyon ve sınav hizmetlerinden elde edilecek gelirler, döner sermaye gelirleri kapsamına alınacak.

Sağlık Bakanlığı, dava ve icra takiplerinde ihtiyaç duyması halinde avukatlık hizmeti alımı yapabilecek. Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarınca hizmetin verildiği dönemde sosyal güvenlik sağlık yardımından yararlanamayan kişilere sunulan sağlık hizmet bedellerinden 31 Aralık 2010 tarihine kadar tahsil edilmeyen alacak tutarlarının yüzde 50′sinin bir yıl içinde ödenmesi halinde geri kalan kısım terkin edilecek. Tahsil edilemeyen tutar 250 liradan az ise borç doğrudan terkin edilecek. Vakıf üniversiteleri hariç, üniversiteler ile Sağlık Bakanlığı ve diğer kamu idarelerine bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında vefat eden ve tedavi giderleri sosyal güvenlik kurumunca karşılanmayanlardan ödeme gücü bulunmadığı tespit edilenlerin borçları silinecek. KKTC’nin tedavi edilmek üzere Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelere gönderdiği hastaların tedavi bedellerinin 31 Aralık 2010 tarihine kadar ödenmemiş olanları terkin edilecek.

İNSAN ÜZERİNDE KLİNİK ARAŞTIRMA
Yasayla, insanlar üzerinde gerçekleştirilecek klinik araştırmalara katılacak gönüllülerin hakları ve insanlar üzerindeki bilimsel araştırmaların usul ve esasları da düzenleniyor. Klinik araştırmaları etik yönden değerlendirmek amacıyla, etik kurullar ve klinik araştırmalarla ilgili konularda Sağlık Bakanlığına görüş bildirmek üzere Klinik Araştırmalar Danışma Kurulu oluşturulacak. Buna göre, bir tedavi yöntemi ve ilacın ilmi araştırma amacıyla insanlar üzerinde kullanılabilmesi için Sağlık Bakanlığından izin alınması gerekecek.

Ayrıca, araştırmanın öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması, ulaşılan ilmi verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların insan üzerinde de yapılmasını gerekli kılması, araştırmanın insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir etki bırakmaması, araştırma sırasında kişiye insan onuruyla bağdaşmayacak ölçüde acı verici yöntemlerin uygulanmaması, araştırmayla varılmak istenen amacın, bunun kişiye yüklediği külfete ve kişinin sağlığı üzerindeki tehlikeye göre daha ağır basması, üzerinde araştırma yapılacak ilgilinin, araştırmanın mahiyet ve sonuçlar hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak yazılı rızasının olması ve bu rızanın herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmaması şart olacak.

Bu araştırmalar, üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezleri, üniversitelere bağlı onaylanmış araştırma-geliştirme merkezleri, Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi ile Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma hastaneleri ile yapılabilecek. Üzerinde araştırma yapılacak gönüllü, iznini araştırmanın her aşamasında geri alabilecek. Konuya ilişkin “Klinik Araştırmalar Danışma Kurulu” oluşturulacak. Kurul, Sağlık Bakanlığı müsteşarı veya uygun göreceği bir müsteşar yardımcısının başkanlığında, tıbbın cerrahi, dahili ve temel bilimlerinden bakanlıkça seçilen uzmanlığını almış veya doktorasını yapmış üçer kişi, birer klinik psikolog ve ilahiyatçı ile bakanlık 1. hukuk müşaviri veya görevlendireceği bir hukuk müşavirinden oluşacak. Meme kanserlerinin teşhis araçlarından biri olan ve kanser taramalarında kullanılan mamografinin radyoloji uzmanı tarafından daha hızlı ve etkili değerlendirilmesi amacıyla, mamografi teknikerliği de kanunla tanımlanıyor.

GÖREV TANIMLARI YENİDEN DÜZENLENİYOR
Diploması veya meslek belgesi olmadan meslek mensuplarının yetkisinde olan bir işi yapan veya bu unvanı takınanlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 200 günden 500 güne kadar adli para cezası verilecek. Yardımcı personel, çalıştığı alanla ilgili 1 yıl içerisinde eğitim alacak. Eğitimin ardından açılacak sınavda başarılı olan yardımcı personelin işlerine devam etmeleri sağlanacak. Eğitimde geçecek 1 yıl sürecince herhangi bir cezai yaptırım uygulanmayacak.

Sağlık kuruluşlarında, ruh sağlığı hizmet ve uygulamalarında bakanlıkça belirlenen sürelerde çalıştığını ve belli bir uygulamanın tecrübesini kazandığını belgeleyen psikologlara, sınavlarda başarılı olmak kaydıyla çalıştığı ve tecrübe kazandığı alanda tıbbi uygulamalarda görev alma yetkisi verilecek. Odyoloji ile dil ve konuşma terapistliği alanlarında yüksek lisans veya doktora eğitimi yapanlar ile bu alanlarda yüksek lisans ve doktora eğitimine devam edenlerden eğitimlerini tamamlayanlar, yüksek lisans veya doktora eğitimi yaptığı alanda unvan kullanabilecek.

YENİ UZMANLIK ALANLARI
Kanuna göre, acil tıp’ta uzmanlık eğitim süresi 5 yıldan 4 yıla indiriliyor. “Genetik hastalıklar” yeni uzmanlık dalı olarak oluşturuluyor. Bu uzmanlık dalının eğitim süresi 4 yıl olacak.
Diş hekimliğinde de yeni uzmanlık alanları oluşturuluyor. Eğitim süresi 4 yıl olan ağız, diş ve çene cerrahisi, eğitim süresi 3 yıl olan ağız, diş ve çene radyolojisi, eğitim süresi 3 yıl olan çocuk diş hekimliği ile eğitim süresi 3 yıl olan restoratif diş tedavisi yeni uzmanlık dalları oldu. Bir yeni yan dal da oluşturuluyor. Eğitim süresi 3 yıl olan “gelişimsel pediatri” yeni yan dal olarak belirlendi.

Öte yandan, Sağlık Bakanlığı, Tıpta Uzmanlık Kurulunun kararı üzerine tıpta uzmanlık sürelerini üçte bir oranında artırabilecek. Sözleşmeli personel ancak devlet memuru statüsünde başhekim, başhekim yardımcısı ve başhemşire olarak görevlendirilebilecek. Sağlık Bakanlığı, sağlık tesislerinin yapılması için başka kamu kurum ve kuruluşlarının mülkiyetinde olan taşınmazların tahsisi konusunda TOKİ ile işbirliği yapabilecek. Sağlık hizmetinde kullanılan binalardan yıkımının uygun olduğuna karar verilenler yıkılabilecek. Sağlık hizmetlerinde kullanılmak amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından, gerçek ve tüzel kişilerden hava ve deniz aracı kiralanmasında 3 yıl olan süre 7 yıla çıkarılıyor.

Bütçeye gider kaydedilen, hizmet bedellerini gösterir fatura, reçete ve eki belgeler, ödemenin yapıldığı mali yılı izleyen beşinci yıldan sonra imha edilecek. Gümrük Müsteşarlığına 2 bin personel, Sağlık Bakanlığına ise 10 bin 600 pratisyen ve uzman doktor alınacak. Genel Kurulda verilen önergenin kabulüyle kanuna bir geçici madde eklendi. Buna göre, Spor Toto Teşkilat Başkanlığının Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne olan tüm borçları terkin edilecek. Bu konuda süren davalardan feregat edilecek. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, teşekkür konuşmasında, TBMM’nin sağlık alanında önemli kanunlar çıkardığını belirterek, teşekkür etti. (AA)

Korunmasız bir ilişkide gebelik oluşma olasılığı her ay başına yaklaşık %25′tir. Bu rakamın bu kadar düşük göründüğüne bakılmamalıdır. Zira bir senelik korunmasız bir ilişkide bu olasılık %85′e çıkar.

Etkili bir doğum kontrolü kullanmaya karar verme aşamasında özellikle kadının kafasını karıştıran en önemli konu, kullanılması düşünülen yöntemin riskleridir. Korunma yöntemlerinin var olan ve “var olduğu sanılan” riskleri, plansız bir gebeliğin sonlandırılmasının risklerine göre (günümüzde kullanılan tahliye yöntemleriyle her ne kadar bu riskler azalmış olsa da) çok daha düşüktür.

Aşağıdaki tabloda günümüzde kullanılan çeşitli korunma yöntemlerinin koruyuculuk oranlarını görüyorsunuz:

Bilmeniz gereken en önemli husus, hiç bir yöntemin %100 koruyucu olmadığıdır. Kadın organizması gebe kalmak için mükemmel bir mekanizmayla donatılmıştır ve bunu engellemek için yapılan her girişimin başarısız olma riski her zaman vardır.

Korunma yöntemlerinin başarısızlık oranları Pearl Index adı verilen bir birimle ifade edilir.

Pearl Index bir kadın yılını, yani bir kadının 12 aylık adet döngüsünü ifade eder.

(%) 0.03-0.22 (%) 0.4-4.3 (%) 0.1 (%) 0.03-1.2 (%) 0.05 (%)0.3

Doğum kontrol yöntemlerinin başarısızlık oranları

* Hiç bir yöntem kullanmamak: (%) 85.0

* Doğum kontrol hapları : (%) 0.03-0.22

* Depo-preparatlar (“aylık, üç aylık iğneler”) : (%) 0.03-1.2

* Norplant derialtı implant sistemi: (%) 0.05

* Sterilizasyon
kadında tüplerin bağlanması: (%) 0.05
erkekte kanalların bağlanması: (%) 0.1

* Minihaplar (günlük kullanılan, yalnız progesteron içeren haplar) : (%) 0.4-4.3

* Bakır içerikli spiral : (%) 0.1 (hormon içerikli spirallerin başarısızlık oranları bakırlı olanlara göre daha düşüktür)

* Diyafram+spermisit: (%) 2-25

* Prezervatif+spermisit (sperm öldürücü): (%) 7-14

* Kadın prezervatifi: (%) 5-21

* Yalnız spermisit krem, jel: (%) 5-42

* Dışa boşalma : (%) 10-38

* Takvim yöntemi: (%) 14-35

* İlişki sonrası vajinanın yıkanması: (%) 21-41 – bu yöntemi bir korunma yöntemi olarak görmemek gerekir…

Görüldüğü gibi koruyuculuk oranı en yüksek yöntem doğum kontrol hapı, en düşük yöntem ise halk arasında en sık uygulanan dışa boşalma ve takvim yöntemidir.

Yukarıdaki tabloda yer alan yöntemlerin başarısızlık oranlarının bazılarında alt ve üst sınır olmak üzere iki ayrı rakam olduğunu görüyorsunuz. Bu yöntemler başarısızlık oranları kullanıcıya bağımlı yöntemlerdir. Usulüne uygun kullanımda (hap kullanımının düzenli olarak devam ettirilmesi, iğne zamanlarının aşılmaması, prezervatifin usulüne uygun kullanılması gibi) başarısızlık oranı alt sınıra yakın yer alacaktır.

BARİYER METODLAR

Erkek prezervatifi

Kadın prezervatifi

Latex alerjisi

Diyafram

Servikal başlık

Spermisitler

HORMONAL YÖNTEMLER

Aylık iğne Mesigyna

3 aylık iğne Depoprovera

Norplant

İmplanon

DOĞUM KONTROL HAPLARI

RAHİM İÇİ ARAÇ (RHI)

Spiral

Hprmonlu spiral mirena

DOĞAL YÖNTEMLER

Geri çekme

Takvim yöntemi

Vajinal duş





Anjiyografi, herhangi bir damar sisteminin görüntülenmesi, damardaki kan akımının nasıl olduğu ve damarda darlık, tıkanıklık gibi sorunların olup olmadığının araştırılması demektir. Vücudun tüm damarları için anjiyografik işlemler yapılabilir. Göz damarları, beyin damarları, kalp ve bacak damarları genellikle en sık araştırılan damar sistemleridir. Bunlardan kalp damarlarını incelemek için yapılana koroner anjiyografi denir.

Google’da sık bir arama sebebi olduğunu ve sorulduğunu farkettiğim için, buraya koroner anjiyo bedelleri hakkında da bilgi eklemeyi uygun gördüm. Sosyal güvenlik kurumu tarafından şimdilik nispeten tatminkar bir bedel ödendiği için, SGK anlaşmalı özel hastanelerin pek çoğunda en azından bugün için herhangi bir fark ücreti alınmaksızın koroner anjiyografi yapılmaktadır. Sosyal güvencesi olmayan hastalarda ise hastaneye göre değişmekle beraber, 1500-5000 TL dolayında bedeller sözkonusu olmaktadır.

Ülkemizde ve dünyada bu işlem genellikle kasık (genellikle sağ kasık) atardamarından yapılmaktadır. Ancak bilek veya dirsek hizasında kol atardamarından yapılması da giderek yaygınlık kazanmaktadır.

Koroner Anjiyografi nasıl yapılır?

Hasta, anjiyografi odasındaki cihazın yatma kısmında uzanmış, işlem yapılacak olan vücut kısmı dezenfektan solüsyonlarla temizlenmiş ve üzeri de steril örtülerle kapatılmış şekilde hazırlanmıştır. İşlem sırasında sadece işlemin yapılacağı küçük bölge ve hastanın başı açıkta olup, vücudun diğer kısımları tamamen ve steril örtülerle kapatılmış durumdadır. Hastanın genel anestezi veya narkozla uyutulması söz konusu değildir.

İşlem yapılacak olan cilt bölgesi lokal anestezi ile uyuşturulur. Sonra kasık veya kol atardamarına 2-3 mm kalınlıkta bir tüp yerleştirilir. Bu tübün içinden ilerletilen daha ince bir tüp, atardamarların birbiri ile bağlantılı olması dolayısı ile, geriye doğru kalp damarlarının ağız kısmına kadar yol alır. Hangi noktada bulunulduğu, sürekli olarak monitörden izlenir ve rahatlıkla görülebilir. Hekim monitöre bakarak atardamar içinde yukarıya yani kalbe doğru ilerlettiği ince tübün ucunun, kalbin hemen çıkışındaki koroner damarların ağzında uygun noktaya gelip yerleştiğini görünce, bu ince tübün dışarıdaki ucuna bağlı olan enjektörden özel bir ilaç verir.

İlaç içeride kalp damarlarından geçtiği esnada bu damarların filmi çekilir. Farklı damarlar için değişik açılardan bu film çekimleri tekrarlanır. Böylece kalp damarlarının durumu açığa çıkmış olur.

İşlem yaklaşık olarak 10-15 dk sürer. İşlemin ardından atardamar içindeki tüp çekilir ve oradan kanama olmaması için bir müddet baskı uygulanır. Kanamanın durduğuna emin olunca sıkı bir pansuman yapılır ve kasıktan girişim yapılmışsa 6 saatlik yatak istirahatinin, eğer koldan girişim yapılmışsa 1-2 saatlik gözlemin ardından hasta evine taburcu edilir. Özellikle kasıktan yapılan uygulamalardan sonra, girişim bölgesine damar içinden veya dışından uygulanan özel bazı malzemeler sayesinde hastayı yukarda belirttiğimizden çok daha erken ayağa kaldırmak ve eve göndermek de mümkün olabilmektedir.

Baskı iyi uygulanamamışsa, özellikle kan sulandırıcı ilaçlar da kullanan fazla kilolu hastalarda anjiyo yeri çevresinde ciltaltına kan sızmasından dolayı bazen dize kadar bile inen morartı, kararma, ağrı ve şişlik görülebilir. Ciltaltında aşırı kan birikmesi (hematom) veya kasık damarında zedelenme durumlarında kasık bölgesindeki bu sorunu gidermeye yönelik lokal ameliyatlar gerekebilmektedir.

Koldan anjiyo neden ve nasıl yapılır?

Kasık atardamarı üzerinden yapılan anjiyo sonrasında damardaki kılıf çekilince oraya 10-15 dakika elle, ardından da birkaç saat kum torbasıyla baskı uygulanarak yaklaşık 6 saatlik bir yatak istirahati gerekmektedir. Ancak kanama olmaması için kasığa uygulanan baskı, özellikle aşırı kilolu hastalarda damarı sıkıştırmakta bazen yeterli olmayabilir ve işlem yerinde uzun sürecek kanama, morartı, sertlik ve ağrı gibi sorunlar oluşabilir.

Hem hastanın daha erken (1 saat sonra) ayağa kaldırılıp taburcu edilebilmesi ve hem de aşırı kilolu hastalarda yukarda bahsettiğimiz işlem sonrası olumsuzlukları yaşamamak bakımından, ön kol atardamarından anjiyo ve stent yapılması da yaygınlık kazanmaktadır. Ancak bunun için tek şart, hastanın ön kolunda her iki atardamarın da aktif çalıştığının gösterilmesidir, zira bunun olmadığı hastalarda koldan anjiyo yapmak sakıncalıdır.

“Koldan anjiyo yapılabilen hastane veya koldan anjiyo yapabilen kardiyolog” diye bir şey yoktur. Medyada ve internette zaman zaman rastladığımız ve koldan anjiyo işlemini sanki çok yeni çıkmış, öyle her yerde ve herkesin yapamadığı bir işlemmiş gibi sunan bu tanıtımlar sadece reklamla öne çıkmaya yönelik atraksiyonlardır. Koldan anjiyo için özel bir donanıma ihtiyaç duyulmamakta, anjiyo yapabilen her kardiyolog tarafından ve her anjiyo laboratuarında bulunan ince kılıf ve kateterlerle bu işlem yapılabilmektedir. Kasık atardamarında olduğu gibi, el bileği veya daha yukarı seviyeden bir atardamar noktası ciltten uyuşturulmakta ve sonra atardamara sokulan tübün yukarı yani kalbe doğru ilerletilmesiyle işlem yapılmaktadır.

Hastanın daha erken ayağa kalkıp taburcu olması bakımından avantajlı olsa bile, koldan anjiyo ve stent işlemi operatör için kasıktan yapılan işlem kadar kolay ve seri olmaz. Özellikle stent girişimleri, koldan çalışmaya alışık operatörlerin elinde bile birçok zaman kabusa dönüşebilmektedir. Koldan anjiyo ve stent yapmanın; kateterleri (uzun tüpleri) gerekli pozisyonlara yönlendirip sabitlemedeki zorluklardan kaynaklanan üstüste denemeler yapma gerekliliği, buna bağlı olarak uzayan işlem süresi ve bunun doğal sonucu olarak hastanın maruz kaldığı radyasyonun artması gibi olumsuz yönleri vardır.

Anjiyografinin riski var mıdır?

Gayet düşük bir risk söz konusudur. Ancak her tıbbi işlemde olduğu gibi burada da bu küçük riski belirtmek gerekir. Genellikle binde 1 gibi bir risk oranı bildirilmekle beraber, varsa eşlik eden başka hastalıklar ve klinik sorunlar elbette bu riski biraz daha artırırlar. Bu küçük risk oranı içinde ilk akla gelenler işlem yapılan yerde kanama, kan birikmesi (hematom), enfeksiyon, girişim yapılan damarın zedelenmesi, bacak siniri zedelenmesi, kullanılan ilaca bağlı alerji, zaten önceden var olan bir böbrek yetersizliği varsa bunun ağırlaşması, çok daha nadir olarak da kalp damarlarında zedelenme, beyne kan götüren atardamarların hava veya başka parçacıklarla tıkanması (emboli) veya ölüm olarak sayılabilir.

Eğer anjiyografi yapmayı haklı kılacak iyi bir gerekçe varsa, bu riskleri ve hastanın maruz kalacağı önemli ölçüdeki radyasyonu göze almaya değer. Ancak sık gördüğümüz gibi az zamanda çok sayıda hasta bakmak, hastayı iyi dinlememek, anlamamak ve bu yetersizliği kestirme yoldan telafi etmek amacıyla lüzumsuz yere anjiyo yapıldığında, bu riskler bazen pişman olunacak sonuçlara da yol açabilmektedir.

Sigorta kurumu üzerinden az zamanda çok para kazanmak için bazı yerlerde yapıldığını gördüğümüz gereksiz ve aşırı anjiyo istekleri, SGK’nın bu anjiyolara itiraz etmemesi için öncesindeki efor testi, EKO gibi testlerin raporlarını ve hasta kayıtlarını manipüle etme, anjiyo için hasta yönlendirme ve kar paylaşımı mekanizmaları ise yazımızın konusu dışındadır.

Anjiyografi ile ilgili olarak sık sorulanlar:

SORU: Şikayetlerim nedeniyle bana kalp anjiyosu olmam gerektiği söylendi. Ama ben olmak istemiyorum. Çünkü bir yakınım kalp hastasıydı, onu da anjiyoya aldılar. Anjiyo yüzünden birkaç gün sonra öldü. Bir sürü tetkik oldum zaten. Kalp damarlarımın durumu hala anlaşılamadı mı?

Cevap: Durumunuzu ancak sizi takip eden meslektaşımız en iyi şekilde bilir. Bu yüzden anjiyografinin gerçekten gerekli olduğu tezinden hareketle sorunuza cevap vereceğim.

Anjiyografinin bir yakınınızın ölümüne neden olduğu şeklindeki ifadenizden başlayalım önce. Böyle bir şey imkansız değil, ama çok çok uzak bir ihtimal. Yakınızın ölümünün anjiyografi yüzünden değil, hastalığı yüzünden meydana gelmiş olması çok daha kuvvetli bir olasılık. Yani mesela ciddi bir kalp krizi geçiriyordu, tüm tedavilere rağmen durumu toparlanamadı ve hasta kaybedildi. Anjiyografinin bunda hiçbir rolü olmayabilir.

Kalp damarlarınızın durumunun neden hala anlaşılamamış olduğu sorunuza gelince. Her tetkik kalbin değişik bir özelliğini sergiler, yani kalbe farklı açılardan bakar. Hiçbir inceleme yoktur ki, tek başına tüm sorularımızın cevabını verebilsin. Zannediyorum ki, yapılan diğer tetkiklerle kalp damarlarınızda bir sorun olduğu yönünde kuvvetli bir şüphe oluşmuş. İş, damarlarınızda gerçekten bir sorun olup olmadığı, varsa hangi kalp damarlarında, bu damarların hangi noktalarında ve ne ciddiyette olduğunu anlama noktasına gelip dayanmış. Bunu gösterecek yegane tetkik koroner anjiyografidir.

SORU: Damar içine öyle teller ve kateterler sokup kalbe doğru ilerletmeye gerek olmadan, sadece koldan ilaç vererek birkaç saniyede yapılan, tehlikesiz ve daha basit bir anjiyo olduğunu duydum. Bu kadar kolay bir anjiyo yolu ortaya çıkmışken neden hala öyle zor yollardan ve eski usulde anjiyo yapılıyor?

Cevap: Bahsettiğiniz metod Multislice CT ile koroner anjiyografidir. Gerçekten de koldaki yüzeyel damarlardan ilaç vererek ve birkaç saniye içinde tamamlanan bir çekimle kalp damarları hakkında bilgi verir. Özellikle bazı anatomik zorluklar nedeniyle klasik anjiyografinin zorluk-imkansızlık arz ettiği durumlarda bizlere büyük kolaylık getirmiştir.

Aşağıdaki resimde bu teknikle alınan bir görüntü izlenmektedir.

Ancak bu yöntemin en azından bugün için bazı dezavantajları vardır. İyi görüntü alınabilmesi için hastanın birkaç saniye de olsa nefes tutabilmesi, ritm bozukluğu olmaması, nabzının düşük seviyede olması ve damarlarda ciddi kireçlenme bulunmaması gibi bazı zorunlulukları vardır. Kalp damarlarının ancak geniş olan başlangıç kısımlarını iyi gösterip orta ve ileri bölümlerinde ise hatalı yorumlar verebilmektedir. Darlık derecesi hakkında abartılı ve stent içi daralmalarda da hatalı sonuçlar çıkabilmektedir.

Sayılan dezavantajların bir bölümü, yüksek kanal sayılı yeni model cihazlarda bir ölçüde aşılabilmiştir. Ancak bu yüksek kanal sayılı (en az 64 kanal) cihazların her yerde bulunmaması, bulunsa bile sigorta kurumunun karşılamaması, her hasta için uzun analiz süreci ve maliyet sorunları nedeniyle hastaların yüksek ücretler (1500-2000 ytl) ödemek durumunda olması yaygın kullanımını kısıtlayan bir faktör. Gayet yüksek olan radyasyon oranıda dikkatli olmak gereken diğer bir nokta.

Diğer yandan, bu yöntemle kalp damarlarında önemli darlıklar bulunduğunda bu sefer klasik yöntemle bir daha anjiyo olmak gerekmektedir. Zira önemli darlıklar olduğunu teyid etmek, stent veya bypass ameliyatı kararını daha güvenilir bulgulara göre vermek ve gerekiyorsa stent takmak için yine klasik anjiyodaki girişim şekli bir zorunluluktur.

SORU: Lüzumsuz yere anjiyo yapıldığı, stent takıldığı veya ameliyat yapıldığı gibi şeyler duyuyoruz. Etrafımızdan işitiyoruz, en küçük şikayette bile başka hiçbir incelemeye gerek görmeden hemen anjiyo yapılıyormuş. Bir de, zaten bunların faydasının olmadığı ve ilaç tedavisinin de aynı etkiyi yapacağı söyleniyor. Ne dersiniz?

Cevap: Tıpta hiçbir sorunun tek bir cevabı yoktur. Bazı durumlarda hastanın durumunu anlamak için basamak basamak gidilebilir. Yani efor testi, EKO, miyokard sintigrafisi gibi testlerden sonra hala ihtiyaç varsa koroner anjiyografiye gidilebilir.

Ancak hastanın durumu bunlara ihtiyaç göstermeyecek kadar açık ve net şekilde kalp damar problemine işaret ediyorsa ve hele durumun acil olduğuna dair işaretler de varsa, hiç oyalanmadan en hızlı şekilde doğrudan koroner anjiyo yapıp durumu görmek bazen en doğru seçenektir. Hatta böyle bir durumda efor testi, vb incelemeler zararlı da olabilir. Yani anjiyo ancak en son tetkik olarak mı, yoksa ilk tetkik olarak mı yapılmalıdır sorusunun tek bir cevabı yoktur. Bunu genel bir kurala bağlamak mümkün olamaz. Cevap tamamen tıbbi detaylarda gizlidir.

Kalp damarlarındaki sorunlara karşı stent veya ameliyat değil sadece ilaç tedavisi vermek için de aynı şeyi söyleyeceğim; bunun kesinlikle doğru olduğu durumlar da vardır, mümkün olabileceği durumlar da vardır, kesinlikle yanlış olacağı durumlar da vardır. Stent veya bypass ameliyatı olması gereken bir hastayı ilaçla tedavi etmeyi yeterli görmek nasıl bir hataysa, bunun tersi de hatadır. Her tedavinin hitap ettiği hasta grubu farklıdır. Hiçbir tedavi yolu hastaların tümü için geçerli değildir.
ANJİYOGRAFİ NEDİR UZMAN TV VİDEO

Menopoz, kelime anlamı olarak aylık adet kanamalarının doğal yolla bitmesi demektir. Bu süre içinde yumurtalıklar, iki kadınlık hormonu olan östrojen ve progesteron salınmasını yavaşlatır ve bir süre sonra da üretimini durdurur. Bir sene boyunca adet görülmemesi durumu menopoz olarak tanımlanmaktadır.Halk arasında menopoz menapoz yada menepoz olarak da ifade edilir.

Bazı kadınlar aylık adet kanamalarının bitmesi dışında, menopozu herhangi bir bulgu olmadan geçirirler. Diğer bazı kadınlarda ise östrojen düşüklüğü  sıcak basmaları, terleme gibi fiziksel değişikliklere neden olur. Bu kısa dönemde ortaya çıkan değişiklikler orta derecede veya ciddi düzeyde olabilir ve bazen de uykusuzluk, anksiyete (sinirlilik) veya depresyona sebebiyet verebilir. Bu tarz hissedilen değişikliklere ek olarak vücutta farkına varılamayan değişiklikler de oluşmaktadır ki bunlar, osteoporoz ve kalp hastalıkları gibi gelecekteki sağlık ve yaşam kalitesini etkileyecek ciddi sağlık problemlerine yol açabilir.

Menopoz a girme yaşı nedir?

Östrojen düşüklüğünün en erken göstergeleri  düzensiz ve miktarı değişken adet kanamalarıdır. Menopoza girişi etkileyen en önemli faktörler kalıtım ve ırktır. Yedi Güneydoğu Asya ülkesinde gerçekleştirilen bir araştırma ile menopoz yaşı ortalama 51 olarak belirlenirken, Türkiye’de bu ortalama 45-47′ye kadar düşmektedir. Bununla beraber  30′lu yaşların ortalarında “erken”, 50′lili yaşların ortalarında ise “geç” olarak da görülebilir. Siyah ırk kadınları beyaz kadınlara göre iki yıl erken menopoza girmektedirler ve doğum sayısının fazla olması da menopoz ile tanışmayı geciktirmektedir. Menopoza girme yaşını belirleyen bir diğer unsur da kadının
kendi annesinin,teyzesinin menopoza girme yaşıdır.

Menapoz nasıl oluşur? Menopoz Oluşum Evreleri..

Her kadın doğduğu sırada yumurtalıklarında 400. 000 – 500. 000 yumurta ile dünyaya gelir. Bu sayı sabittir ve artık geri sayım başlamıştır. Yumurtalar yumurtalıklarda ergenlik çağına yani adet görme yaşına kadar sakin, sessiz beklerler. Bu dönemde vücudun gelişmesi ile paralel olarak cinsiyet ile ilgili hormon salgıları başlar ve artık yumurtalar bu salgıya olgunlaşarak cevap verirler. Düzenli adetler yumurtanın olgunlaşmasını ve her ay kadın vücudunun gebeliğe hazırlığını gösterir. Her adet döneminde yaklaşık 900 – 1000 yumurta olgunlaşma çabasına girişir, ancak bunlardan sadece biri, pek nadiren de ikisi yeni bir canlı oluşturabilecek kadar olgunlaşır ve döllenmek üzere yumurtalık dışına atılır. Geri kalanlar, yani seçilemeyenler bulundukları yerde yok olurlar. Bu yumurtaların tükenmesi ile birlikte menopoz oluşur ve menopoza girme   yaşı kadından kadına farklıdır.

Menepoz un kadına etkileri nedir?

Menepoz 40 ile 52 yaşlar arasında geçirilen,kadınlar için kendine özgü bir dönemdir. Menepoz bir hastalık değildir. Menapoza giren kadında hormonal bir dizi değişiklik olur. Bu dönemde kadın adetten kesilir. Bu kesilme kadında hormon değişimleriyle ilgilidir. Bu dönem korkulmaması gereken bir dönemdir. Hatta bu dönemde hem hamile kalma korkusu yaşamadan cinsel ilişki söz konusu olduğu için, hem de artık kadın bu konuda tecrübeli olduğu için bu dönem kadınının rahat, mutlu, kendine güvenli, huzurlu geçireceği bir dönem olmalıdır.

Menopoz dönemine giren kadınları ürküten konulardan bir tanesi üretkenliğini kaybetmiş olmaktır. Bu konu hem çocuğu olan, hem de hiç çocuğu olmayan hanımları bir sıkıntı içine sokar. Özellikle hiç çocuk sahibi olmayan hanımlar bu dönemi daha sıkıntılı geçirirler. Bu çok normaldir. Bu dönemde hormon değişikliklerinden dolayı fizyolojik olaylar ortaya çıkar. Bu döneme has özellikler olarak terleme, yüzde kızarma, iç sıkıntısı, huzursuzluk, yorgunluk, uyku problemleri görülür. Bu dönemde bazı hanımlarda cinsel istekte artma, bazılarında ise azalma görülebilir. Bu döneme psikolojik olarak bakıldığında  düzenli bir yaşamı olan bir hanım bu
dönemi çok zorlanmadan geçirir. Bu dönem de ergenlik dönemi gibi doğal ve gelip geçen bir dönemdir. Bazen 45 civarında menopoza girilebilir. Bazen de 50 civarında girilir. Tüm bu tarihlerde soyaçekim etkili olmaktadır. Bu dönemde özellikle eş hoşgörülü, anlayışlı olmalıdır. Ve de her iki eş de bu dönemin geçici bir dönem olduğunu bilmelidir.

Menopoz belirtileri nelerdir?

Adet kanamalarının kesilmesi

Sıcak basmaları, gece terlemeleri

Çarpıntı

Uykusuzluk

Sinirlilik, depresyon, unutkanlık

Ağlama nöbetleri

Zihinsel fonksiyonların yavaşlaması, konsantrasyon güçlüğü

Cilt kuruluğu, saç kırılma ve dökülmesi

Kilo almaya yatkınlık

Ağrılı cinsel ilişki

Vajinal kuruluk

Eklem ağrıları

Osteoporoz

Menopoz daki laboratuvar değişikleri nedir?

Menopoz şikayetleri olan kadınlar doktora başvurdukları zaman menopozun kesin tanısı koymak için bazı kan tahlilleri  uygulanır.Menopozda  yumurtalıkların yaşlanması ile birlikte  östrojen üretilmesinin azalması hipotalamustaki negatif feed-back mekanizmayı etkiler ve sonuçta zaman içinde önce FSH, daha sonra da LH yükselir ve sonuç olarak bu dönemde adet  bozuklukları
görülebilir

.Laboratuvarda gözlenen hormonal değişiklikler;

FSH   10-20 kat artar,

LH      3 kat artar,

Östradiol 5-10 kat azalır,

Andrastenedion 1 / 3 – 1 / 2 kat azalır,

Testesteron hafif azalır,

DHEA değişmez,

DHEA-SO4 değişmez.

kaynak:www.doktornevra.com

Şeyda Coşkun
Ahmet Maranki
Şifalı Yemekler

İbrahim Saraçoğlu
Canan Karatay
Prof Dr O. Müftüoğlu
Suna Dumankaya
Taylan Kümeli
Dr. Feridun Kunak
Haluk Saçaklı
Erkan Topuz
Mehmet Öz
Ebru Şallı
Dr Gürkan Kubilay
Suat Arusan
Ender Saraç
Ömer Coşkun
KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME
Güzellik & Bakım
Diyet
Şifalı Bitkiler
Gün Gün Hamilelik
Ameliyat Görüntüleri
3000 TIP DOKTORU
Yeni SGK Yasası
Alışveriş & İndirim
Fıkralar
İstanbul Rehberi
Tatil Seçenekleri
Şarkı Sözleri