İLETİŞİM
SİTE SAHİBİ: NESRİN İKİZLER e.mail: perizadeyasar@hotmail.com
BİZİ TAKİP EDİN
02128561627
Kategoriler
Uyarı!
Sitemizde yer alan bilgiler paylaşım amaçlıdır. Lütfen uzmanlara sorularınızı kendilerine ait web sitelerinden sorunuz.
Yasal Uyarı!
Bu sitedeki bilgiler tavsiye niteliğinde olup tedavi amaçlı değildir. Uygulamaların sorumluluğu site sahibine ait değildir. Sağlık sorunlarınız için mutlaka bir hekime danışınız.Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız.Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, buradaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Buradaki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.
Legal Notice!
The information on this site is in the nature and treatment purposes is not recommended. It is the responsibility of the applications the site owner. A physician for medical problems always have danışınız.Your doctor's the drugs and diagnostics without necessarily going kullanınız.To doctor Whatever your complaint, you can put, with this information, do not attempt to treat your self. This information is not strictly a disease diagnostic purposes.

Arşiv ‘HAMİLELİK İLE İLGİLİ HERŞEY’ Kategori

MALZEMELER:

1 çay kaşığı zeytinyağı

1 çay kaşığı bal

HAZIRLANIŞI:

Malzemeleri karıştırıp meme uçlarına uygulayın. Durulama yapılmaz.

  • Doğumdan sonraki kanamayla adet kanamasını karıştırmayın. Loşia adı verilen bu kanama, adetkanamasından biraz daha fazladır ve 6 hafta sürebilir. Lohusalığın ilk günlerinde rengi kırmızı olan bu akıntı, sonraki günlerde pembeye, kahverengiye ve sonra sarımsı beyaza döner.
  • Doğum kontrol yöntemleri kullanmadığınız sürece, eşinizle ilişkide bulunursanız yeniden hamile kalabilirsiniz. Bunun için en kısa sürede doğum kontrol yöntemlerinden faydalanın.
  • Emzirme döneminde doğum kontrol haplarının alınması uygun değildir. Çünkü anne sütünün miktarını azaltabilirler. Emzirmeyi düşünmeyen anneler, doğumdan 6 hafta sonra hap kullanmayabaşlayabilir.
  • Rahim içi araç ya da diğer bir adıyla spiral, kolaylık açısından adet günlerinin ilk günlerinde rahim içine takılır. Ancak doğumdan hemen sonra takılabileceği gibi, sezaryen sırasında da uygulanabilir.
  • Eğer üç ay koruma sağlayan doğum kontrol iğnesi kullanmak istiyorsanız, bu iğnelerin annesütünü azaltmadığını ancak adet düzensizliğine yol açabileceği için uzmanların bu dönem için önermediğini bilmeliniz. Bu yöntemin yerine cilt altı implant uygulaması tercih ediliyor. Çünkü bu implantlar, düşük doz progesteron içerdiği için adet düzensizliği riskini azaltıyor.

Hamileliğin en hoş taraflarından biri, 9 ay boyunca, adet kanamalarına özgü ağrı, şişkinlik, sinirlilik gibi sendromların kendiliğinden ortadan kalkmasıdır. Ayrıca ped masrafınız da yoktur. Ama hamileliğin bu keyfi, doğumdan sonra başka bir duruma dönüşür. Kanamanız başlamıştır ancak telaşlanmayın, bunun adet kanamasıyla hiçbir ilgisi yok. Loşia olarak adlandırılan bu kanama, rahimden gelen kan, mukus ve dokudan oluşur. Lohusalık döneminde ilk üç gün bazı kadınlarda ise daha fazla sürer.başlangıçta yoğun olarak başlayan bu kanama, daha sonra azalır. Bunu renginden de anlamanız mümkün. Lohusalığın ilk günlerinde, kan ve kan pıhtısı içerdiği için rengi koyu kırmızı olur. Daha sonra içeriği değiştiği için açık kırmızı, kahverengi, pembeye dönüşür. En son rengi de sarıdır. Başlangıçta yoğun olarak gelen loşia akıntısının bitene kadar ortalama 2 bardak kadar olduğu saptanmış.
Lohusalığın ilk haftalarında süren Loşia bittikten sonra emzirmeye devam ediyorsanız adet kanamasının başlamadığını fark edeceksiniz. Bu durum, emzirme nedeniyle salgılanan hormonlar nedeniyle, yumurta üretilmemesinin sonucudur. Dolayısıyla da hamile kalamayacağınız anlamına gelir. Aslında bu doğal ve harika bir süreçtir. Çünkü yeni doğum yapmış annenin, hemen yeni bir hamilelik yaşaması nedeniyle beden olarak yıpranmasının önüne geçilir. Yani doğal bir doğum kontrol yöntemidir emzirmek…
Peki, emzirme üremeyi nasıl etkiliyor?

Hamilelikte hormonlar artıyor
Hamilelikle birlikte, kadın vücudunda bulunan hormonlarda, bazı değişimler yaşanır. Bu dönemde hamileliğe özgü hormonlar (beta-HCG, AFP, HPL) üretilir; bazı hormonların (progesteron, östrojenler ve prolaktin) da seviyesi yükselir. Hormonlardaki bu değişim, anne adayının hamileliğe uyumunu, bebeğin gelişimini ve doğum eyleminin başlamasını sağlar.
Doğumdan sonra, hormonlardaki bu değişim eski haline döner. Örneğin östrojen hormonu, doğum sonrası kısa sürede hamilelik öncesi seviyeye iner. Progesteron hormonu ise, yaklaşık bir hafta içerisinde hamilelik öncesi düzeye inerken, beta- HCG’nin kandan kaybolması, iki hafta gibi kısa bir sürede gerçekleşir. Böylece doğum sonrası, hamilelik hormonlarındaki belirgin düşüşle, adet ve yumurtlama yeniden başlar.
Ancak süt üretimini sağlayan prolaktin hormonu, bebek meme emdikçe seviyesini korumaya devam eder. Sonuç olarak, adet kanamanızın gecikmesi, bu hormona bağlı olabilir.

Başlangıç zamanı
Adet kanaması, genellikle doğumdan sonra 8-16. haftalar arasında yeniden başlar ama hem kanama hem de yumurtlama, bebeğinizi emzirirseniz büyük oranda gecikir.Bebek yalnız anne sütü ile besleniyorsa, genellikle ilk 6 ayda adetlerin başlaması ve düzenli olması beklenmez. Bu durumda telaşlanmamalısınız, zamanla kanamalarınız düzene girecektir. Bazen 18 aya kadar başlamayabilir. Hiç emzirmeyen annelerde ise adet kanaması, doğumdan sonraki 4-8. haftalarda başlar.
Bu durum, birçok değişkene bağlı olabilir. Emzirme sıklığı, emzirme süresi ve bebeğe ek besin verilip verilmediği gibi… Örneğin bir anne bebeğini günde 3 kereden daha fazla emziriyorsa, yumurtlama daha çok baskılanır. Ya da emzirdiği süre ne kadar uzarsa, regli ve yumurtlamada en uzun gecikme yaşanır. Bebeğe ek besin verilip verilmediği de yumurtlamayı etkiler. Bebeğin biberonla beslenmesi, katı gıda yemesi hatta su bile içmesi emzirmenin yumurtlamayı engelleyen etkisini ortadan kaldırabilir.

Regli olmamak hamileliğe engel değil
Doğum yaptıktan sonra düzene girecek eski alışkanlıklarınızdan biri de cinsel ilişkidir. Genellikle hamileliğin ilk üç ayı ve son üç ayında cinsel ilişkiden kaçınılır. Bu davranış, hormonlardaki değişikliklerden bebek zarar görecek korkusuna kadar, fiziksel ve psikolojik birçok nedene bağlı olabilir. Ama artık bebeğiniz dünyaya geldiğine ve siz de toparlandığınıza göre, eşinizi ve kendinize vakit ayırmanın zamanı gelmiş demektir. Eğer doğumdan sonra hiç regli olmadınızsa, “Nasılsa olmadım” diyerek, doğum kontrol yöntemlerini umursamazlık etmeyin. Çünkü adet kanamasının başlaması tekrar hamile kalabileceğinizin en önemli belirtilerinden olmakla beraber, doğum sonrasında kanama olmadan da hamile kalınması mümkündür.

Önleminizi alın 
Doğum sonrasında ilk defa ne zaman yumurtlayacağınız önceden bilinemez. Bazı kadınların kısır tabir edilen bir dönemi vardır ve doğumdan sonra ilk adet kanamasına kadar geçen dönemde yumurtlamazlar. Ama bazıları da kanama olana dek yumurtlar ve daha kanama olamadan hamile kalabilirler. Hangisinin olacağını önceden bilemeyeceğinizden doğum kontrol yöntemi konusunda önlem almalısınız. Yoksa herhangi bir sürprizle karşılaşmanız an meselesi olabilir.

Nedeni başka ne olabilir?
Bu tür düzensizliklerin başka nedenleri de olabilir. Hormon üretim zafiyeti ya da her ay oluşabilecek yumurtalık kistleri gibi… Eğer emzirmediğiniz halde gecikme yaşıyorsanız bunun için bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurmalı ve diğer ihtimalleri göz önüne almalısınız.

Gebelikte Kordon Dolanması Sebepleri

Kordon dolanması olayı fazla görü­­len bir olay değildir Yani çok çok faz­la tehlikeli bir olay olduğ­unu söylemek yanlış olur Kordon dolanması bebe­­ğin el, ayak ve özellikle boyun kısmında oluşur bilgi p­ortalı Kordon dolanması tehli­­keli olduğu durum yüzde 10′luk bir dilimi kapsamaktadır.

Kordon Dolanması Sebepleri ve Nedenler Nelerdir?

Kordon dolanması bebe­ğin hareketlerine bağlı bir şekil­­de gelişmekte olan bir durumdur. Bu olay anne karnında­yken de olabilir doğum esnasındada oluşabilir . Kordon dolanması halk için­de fazla korkulan bir durum­dur. Bacak bacak üstüne atma, ters bir şekilde hareket etme gibi durumlar yol açabilir Anne aday­ları­nın bu durumdan kaçınmaları gerekmektedir. Tabi bu durum­lar sakıncalı olabilir ancak bu olayların kordon dolanmasıyla herhangi bir alakası bulunmaz. Kordon dolanması bebeğin hareketlerin­den oluşan bir durumdur.

Kordon Dolanması Nasıl Anlaşılır?

Kordun dolanmasının bir belirtisi yoktur. Bu olay sadece ya ultrason muayenesinde ya da doğum esnasında anlaşıla­bi­len bir Durumdur.

Kordon Dolanması Nelere Yol Açar?

Kordon dolanması nadirde olsa tehlike yara­ta­bilecek bir gebelik duru­mudur. Anne karnındaki kordon çok uz­unsa bebeğe dolan­ma ihtimali yüksektir. Sıkı bir şekilde dolanmış kordon bebeğin az oksijen almasına ve kalp atışla­rının düş­mesine neden olabilir. Bu

durumlarda annenin yapması gere­ken yan ya­tıp dinlenmektir. Eğer bebek bu şekilde nor­male dönmüyor ise acil sezaryen yapılması gere­kebilir.

Gebelikte Hipertansiyon – Hamilelikte Yüksek Tansiyon – Gebelik ve Preeklampsi

Normal gebelik  döneminde kadının gebeliğe uyumunu ve bebeğinin sağlıklı gelişimini sağlamak için kalp ve damar sisteminde önemli değişimler olur. Gebeliğe uyum için kalp hızı, kalbin pompaladığı kan miktarı artar. Gebelikte küçük tansiyon 1–2 birim yani 10–20 mmHg kadar düşerken(normalde küçük tansiyonu 8 yani 80 mmhg ölçülen annelik adayının gebelikte küçük tansiyonu 6–7 yani 60–70 mmhg olabilir, gebeliğin sonuna doğru gebelik öncesi değerlerine döner. Normalde büyük tansiyonda gebelik döneminde anlamlı bir değişme beklenmez. Gebelikte meydana gelen bu uyum değişiklikleri doğumdan sonra 6–12 hafta içinde normal sınırlara döner.

Kan basıncı gebelerde değişken bir düzen gösterir. Bu ritme göre gece saat 04.00’de en düşük, gündüz saat 14.00 ile 20.00 arasında ise en yüksek değere ulaştığı bildirilmiştir. Bebeğin büyümesi için gerekli olan besin ve oksijen anneden sağlanır, Bu yeterli miktarda anne kanı “plasentada” yani “eş”te dolaştığı ve besin ve oksijenin göbek kordonundan bebeğe geçtiğinde sağlanır. Yüksek kan basıncı gebelikte problemlere sebep olabilir.

Örneğin eğer gebe yüksek kan basıncına sahipse bu plasentaya yetersiz kan akımı olmasına sebep olabilir. Bebeğin, ihtiyacı olan oksijen ve besini düşük miktarda alması demektir. Bu durum bebeğin büyümesini yavaşlatabilir.

Hipertansiyon ne demektir?

Sözlük anlamı,”Normalden yüksek olan atardamar basıncı” demektir. Normalde tüm dünyadahastalığa bağlı ölümlerin en sık nedenleri olan Kalp ve Damar Hastalıklarına neden olur. Hamilelik sırasında da anne ve bebek sağlığı açısından çok önemli bir hastalıktır

Normal Tansiyon dediğimiz ortalama atardamar basıncı kaçtır?
Aslında her kişinin kısaca “Tansiyon” dediğimiz kan basıncı veya atardamar basıncı ayakkabı numarası gibi kendine hastır. Bu nedenle şikâyetsiz dönemlerde ölçülen tansiyonların ortalama değeri bizim “Kendi normal tansiyon ölçümlerimizi” gösterir. Bununla beraber en sık rastlanan ortalama tansiyon ölçüm değeri 12 – 8 yani “Büyük tansiyon 12 ya da 120 mmhg”, “Küçük tansiyon 8 ya da 80 mmhg” dır.

Tansiyon ölçümü konusunda nelere dikkat etmeliyiz?

Tansiyon ölçümünden önce anne adayı en az 15 dakika dinlenmeli. Bazı anne adayı ve gebelerde kliniğe gelene kadar oluşan yorgunluk ya da “beyaz önlüklü birini görmeye” bağlı ortaya çıkan heyecan tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu yüzden anne adayı ve gebeler kliniğe geldikten sonra dinlenene ve ortama alışana kadar beklenir. En ideal ölçüm sağ koldan ve anne adayının kol kalınlığına uygun manşet kullanılarak yapılır. Ölçüm oturur durumda ya da yatar durumda yapılır. İlk ölçüm yatar durumda yapılmışsa sonraki ölçümlerde yatar durumda, oturur durumda yapılmışsa sonraki ölçümler de oturur durumda yapılmalıdır. Anne adaylarında tansiyonun özellikle küçük tansiyon (”diyastolik değeri”) ölçümü teknik zorluklar arz ettiğinden ölçümler Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı,İç Hastalıkları Uzmanı ya da bu konuda deneyimli ebe veya hemşire tarafından gerçekleştirilmelidir.

Tansiyon ölçerken elektronik ölçüm yapan aletler kullanabilir miyiz?

Hayır. Tansiyon ölçümü esnasında elektronik ölçüm yapan aletler gebelikte yanlış sonuç verebildiklerinden kullanılmazlar. Evde tansiyon takibi önerilen anne adaylarının ölçümlerini deneyimli kişilere yaptırmaları gereklidir.

Gebelikte Hipertansiyon nedir?

Gebelik süresince görülen “Hipertansiyon” tespit edilen hastalıkların genel başlığıdır. Gebelik öncesi başlayan uzun süreli hipertansiyon, Gebeliğe bağlı hipertansiyon ve “Preeklampsi-Eklampsi” olarak tanımlanmış hipertansiyon tespit edilen tüm durumları kapsayan genel bir başlık, bir tarif, bir tanımlamadır.

Yani “Gebelikte Hipertansiyon” ile “Gebelik Hipertansiyonu” farklı tarifler mi?

Aslında “Gebelikte Hipertansiyon” tarifi genel bir başlık, genel bir tariftir. Özellikle gebelik başlangıcı sonrası ortaya çıkan, gebeliğe has hipertansiyona “Gestasyonel Hipertansiyon” yani “Gebelik Hipertansiyonu” denir. İlk kez gebeliğin 20. haftasından sonra yani 5.ayından sonra görülür. Tansiyon ölçümleri, idrarda “protein” atılımı olmadan, şikâyetsiz olarak yükselir. Hastalar şikâyetsiz olduğu için tesadüfen gebelik kontrollerinde tanı koyulur.

Gebelik de “Hipertansiyon” sık görülür mü?

Ortalama 10 gebelikte 1 ya da 2 gebede görülmesi gibi bir oran söz konusudur. Peki, Gebelikte “Hipertansiyon” neden bu kadar önemli? “Gebelikte Hipertansiyon”, anne ve bebek hastalıkları ve ölüm nedenlerinin en önemli nedenlerinden olduğu için çok önemli.

Gebelikte “Hipertansiyon” tanısı nasıl konulur?

Gebelikte hipertansiyon, 6 saat içinde yapılan iki ayrı ölçümde, kan basıncının yani tansiyon ölçümünün 14/9 yani 140/90 mmHg üzerinde veya büyük tansiyonun 3 birim yani 30 mmHg’dan, küçük tansiyonun 1 birim yani 10 mmHg’dan yüksek ölçülmesi “Gebelik Hipertansiyonu” olarak kabul edilir. Ancak küçük tansiyon 11 yada 110 mmHg’dan yüksek ise tanı için 6 saat beklenmesi gerekmez.
Gestasyonel Hipertansiyon yani “Gebelik Hipertansiyonu” gebelikten sonra düzelir mi?
Doğum sonrası 12 haftalık dönemde yani 3 ay içinde tansiyon normale dönmezse, uzun süreli “Hipertansiyon”’dan söz edilir..

Sonraki gebeliklerde de “Gebelik Hipertansiyonu” görülebilir mi?

“Gestasyonel Hipertansiyon” gebelik sırasında görülen diğer “Hipertansiyonlu” durumlara oranla iyi seyirli ve iyi bir takip ihtimaline sahip olmakla beraber, takip eden gebeliklerde tekrarlayabilir. Ancak Gestasyonel Hipertansiyon’da preeklampsiye sebep olabilir.

Uzun süreli Hipertansiyonun Gebelik takibindeki önemi nedir?

“Uzun süreli Hipertansiyon”, gebelik öncesinde mevcuttur veya gebeliğin 20. haftasından yani 5.ayından önce teşhis edilmiştir. Gebelik esnasında ve doğum sonrası dönemde de devam eder. Kan basıncı devamlı >140/90 mm Hg’dır. Uzun süreli hipertansiyonu olduğu bilinmiyen, bu nedenle gebeliğin başlangıcından itibaren düzenli olarak tansiyonu kontrol edilmeyen kişilerde, gebeliğin 3-6 aylık döneminde kan basıncı yüksek bulunursa bu durumun ilk defa oluştuğu izlenimini verebilir.

Uzun süreli Hipertansiyonun anne ve bebeğe zararları nelerdir?

Bebek gelişmesinde gerileme, erken doğum, “plasenta” dediğimiz anne ve bebek arasındaki hayati bağlantıyı sağlayan “eş” olarak da bilinen dokunun erken ayrılması, ani böbrek yetersizliği, hipertansiyon krizi gibi zararlar ortaya çıkabilir. Kronik hipertansiyonun kontrol edilmesi şarttır. Çünkü kalp yetmezliği veya kalp krizi gibi problemlere sebep olabilir.

Preeklampsi nedir?

Preeklampsi, kelime anlamı olarak “kasılma öncesi” anlamına gelir. Gebeliğin 20. haftasıyla doğumdan sonraki 1. haftanın sonu arasında, hipertansiyon ve albüminüri veya ödemin oluşmasıdır. Sebebi bilinmemektedir. Gebelik döneminde beliren, nedeni bilinmeyen tansiyon yükselmesinin meydana getirdiği, idrarla albümin kaybı ve normalde damarlar içinde tutulması gereken sıvının büyük kısmı vücut boşluklarına kaçarak aşırı kilo alımına ve ödem oluşmasına yol açar. Ailesel özellik gösterir. Genellikle ilk hamilelikte olur. Önceden mevcut kronik hipertansiyon zemininde gelişebilir. Preeklampside anne ve bebek için risk artmıştır. Preeklampsiyi konvulziyonlarla(kasılmalarla gelen nöbet) seyreden eklampsi takip edebilir. Proteinüri ve ödem yanında ürat klirensi de düştüğünden hiperürisemi (kanda üre artar) görülür. Hiperürisemi preeklampsinin erken görülen bir bulgusudur. Bazan proteinüriden de erken görülür. Bu nedenle önemli bir tanı kriteridir.

Hangi şikâyetler olursa “Preeklampsi” den şüphelenelim?

Gebelik esnasında dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi, hafta da alınan 2 kilodan fazla kilo artışı “Preeklampsi’nin” habercisi olabilir. İdrar miktarının azalması veya hiç olmaması, kanlı idrar yapma Bulantı, kusma, karın üst bölgesinde ağrı, kanlı kusma şikâyetleri görülebilir. Baş ağrısı, baş dönmesi, kulakta çınlama, donukluk ve bilinç değişiklikleri ağır preeklampside görülebilen bulgulardır ve eklampsi riskinin yüksek olduğunu gösterir. Bulanık görme, çift görme, noktasal körlük veya tam körlük… Şikâyetleri olursa mutlaka doktorumuza iletelim.

Kilo takibi bu kadar önemli bir hastalığın belirtisi iken ,kilo takibinde nelere dikkat etmeliyiz?

Gebelik muayeneleri esnasında anne adaylarının kiloları ölçülür ve takip kartlarına işlenir. Ölçümler her zaman günün aynı saatinde, ayakkabılar çıkarıldıktan sonra, doğru tarttığı düzenli olarak kontrol edilen bir tartıyla yapılır. Aç karnına ölçüm en doğru sonucu verir. Bazı doktorlar anne adaylarının kilo ölçümlerini evde kendi tartılarıyla sabah kalkınca aç karnına gece kıyafetleriyle ölçüp kendilerine bildirmelerini tercih ederler.

Hangi gebelerde “Preeklampsi” görülme durumu riski fazladır?

İlk gebeliklerde,önceki gebelikte preeklampsi öyküsü olanlarda, gebelikten önce hipertansiyon öyküsü olanlarda, 35 yaş üstündeki gebelerde, çoğul gebelik durumlarında, Şeker Hastalarında(DiabetesMellitus) ya da böbrek hastalığı gibi “hipertansiyon” ve “idrardan protein kaybedilen” durumlarda, şişman gebelerde, kollagen doku hastalıkları, antifosfolipid sendromu, bağışıklık sistemi bozuklukları olan gebelerde görülme riski artar. Gebelikleri boyunca çalışmak zorunda olan ve dinlenme fırsatı bulamayan anne adaylarında da risk yükselir.

Gebelik Hipertansiyonu+idrarda protein(albumin) çıkması veya ödem yani “Preeklampsi” tanısı konulursa Gebeler ne yapmalı? 

Kesinlikle yatak istirahatı yapmalı. Mümkünse sol tarafa yatmalıdır.Bu şekilde idrar miktarının artması beklenir. 2 günde bir kez doktor kontrolü uyygun olacaktır. Gereğinde doktor kararı ile hastane yatışı ve takibi olabilir. Doktorunuz tarafından farklı bir öneride bulunulmadıysa “Hafif preeklampsi” durumunda tuz alımı kısıtlanmaz. Bazı durumlarda bebeği erken doğurtulabilir.

Eklampsi nedir?

Kelime anlamı olarak “kasılma, nöbet” demektir. Gebeliğin 20. haftasıyla doğumdan sonraki 1. haftanın sonu arasında diğer nedenlerin olmadığı hallerde, kasılma nöbetleri veya koma görülmesi halidir. Preeklampsi şiddetlenirse, kadının organlarında bozulma görülebilir.(böbrek karaciğer beyin kalp göz) Bazı durumlarda nöbet geçirebilirler. Buna eklampsi denir. Sebebi bilinmemektedir. “Preeklampsi” hali tedavi edilmezse aniden kasılma nöbetleri veya koma hali olarak bilinen ”Eklampsi” denilen hale gelebilir. Anne ve bebek için ölümcül sonuçlar olabilir. Bu durumların takibinde tansiyon 13- 8 ‘(130-80 mmhg )’in altına düşürülmemelidir. 

Gebelikte ortaya çıkan hipertansiyon’lu hastalıklardan anne karnındaki bebek nasıl etkilenir?

Bebekte gelişme geriliği, “plasenta” erken ayrılması en önemli risk ve zararlardır. 

Özetle ne yapalım?

Kilo ölçümünü doğru yapın. 1 haftada 2 kilo ve daha fazla kilo alımı olursa mutlaka doktorunuzu bilgilendirin. Fazla kilonuz varsa Doktorunuzun sizin için yaptığı önerileri dikkatli uygulayın. Mümkünse tansiyon ölçmeyi öğrenin. Gebelik öncesi normal tansiyon ölçüm değerlerimizi öğrenelim, bilelim. Gebelik sırasında şikâyetimiz olmasa bile en az haftada bir kez 6 saat ara ile 2 kez tansiyonumuzu ölçelim veya ölçtürelim. Bu sonuçları not alıp doktorumuz ve ebelerimiz ve hemşirelerimize gösterelim. Her ne şekilde olursa olsun ölçülen tansiyon değerleri 14 – 9 ve üzerinde ölçüldüyse hemen doktorumuza haber verelim. Gerekiyorsa verilen ilaçlarınızı düzenli kullanın İlaç tedavisinin gebelikte güvenilirliği konusunda doktorunuzla konusun Doktor tarafından farklı tarif verilmediyse her ay böbrek çalışma testleri ve idrar ile ilgili tetkikler yapılmalı. Gebelik öncesi şiddetli hipertansiyonu olanlar yani 180/110 mmhg veya üstünde tansiyon ölçüm sonucu olanlar hemen incelenmeli.

Sağlık, mutluluk dolu “Gebelikler” “kucaklarda gülen yüzler” dileğiyle……

Yazan: Dr. Mustafa Nafiz Karagözoğlu (doktornafiz.com)

İç Hastalıkları Uzmanı

(www.GebelikveAnnelik.com)

Hamilelikte kalsiyum, magnezyum, fosfor, çinko, iyot ve demir ne miktarda olmalı? Bu minerallerin vücuttaki işlevleri ve hamile bir kadında olması gereken oranlar neler? Sorularımızı Beslenme Eğitmeni ve Danışmanı Diyetisyen Şengül Üre yanıtladı.

Hamilelik bir kadının yaşantısında beslenmesinin en önemli olduğu dönemlerden biridir. Bebeklerin sağlıkla dünyaya gelmeleri annenin ve bebeğin sağlıklı yeterli dengeli beslenmesi ile sağlanabilmektedir. Hamilelik döneminde ihtiyacı olan besin öğelerinin tümü sağlık için oldukça önemlidir. Kendilerinin küçük ama vücuttaki görevleri oldukça önemli olan mineraller bebek ve anne için oldukça önemlidir.

Fosfor

Fosfor minerali besinlerin içerisinde yaygın olarak bulunmaktadır. Ancak böbrek hastalıkları veya ileri derecede beslenme yetersizliği olan bireylerde fosfor eksikliği çok nadir olarak görülür Hamilelik döneminde fosfor ihtiyacı yüzde 50 artmaktadır.

İşlevler: Fosfor minrali kalsiyum minerali ile birlikte Kemik ve dişilerin sertliğini sağlar. Hemen hemen bütün kimyasal tepkimelerde, enerji metabolizmasındaki enzim sistemlerinde Nükleik asitlerin temel yapısında, tampon sistemi hücre içi ve böbrek sıvısının asit-baz dengesini sağlamada önem taşır. Aynı şekilde ağızda oluşan asitliği tamponlayarak diş çürümesini önler.

Kaynaklar: Genelde proteinden zengin besinler fosfordan da zengindir. En iyi kaynaklar sırasıyla, et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller, sert kabuklu meyveler, yağlı tohumlar süt ve süt ürünleri ve tahıllardır.

Gereksinim: Hamilelikte günlük gereksinim 1200 mg dır.

Magnezyum

Yeterli dengeli beslenen hamile anneler doğada bulunan bütün besin maddelerinde magnezyum mineralini alabilmektedirler. Zaman zaman hamileliğe bağlı kas kramplarında, doktorları tarafından anneye magnezyum önermektedir. Yetişkin bir insanın vücudunda ortalama 25 g kadar magnezyum vardır. Bunun yaklaşık yüzde 60’ı kemik ve dişlerde yüzde 26’sı kaslarda, kalanı yumuşak dokularda ve vücut sıvılarında bulunur.

İşlevler: Kemik ve dişlerin yapısında kalsiyum ve fosforla birlikte bulunur. Vücut sıvılarındaki magnezyum, osmotik basıncın ve asit –baz dengesinin sağlanmasında yardımcıdır. Magnezyum kas ve sinir sisteminde de etkindir. Magnezyum, metabolizmada 300 civarında enzimin çalışması için gereklidir. Özellikle enerji metabolizmasında ve basıncının düzenlenmesinde de yardımcıdır.

Kaynaklar: Bütün yiyeceklerde magnezyum bulunur. Bu nedenle diyet magnezyum yetersizliği ile karşılaşılmaz. Ancak kurubaklagiller, kuruyemişler, tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler iyi kaynaklardır.

Gereksinim: Hamilelikte günlük gereksinim 350-400 mg civarındadır.

Demir

Sağlıklı yetişkinlerin vücudunda ortalama 3-5 g kadar demir bulunur. Bunun 2/3 ü kandadır. Kandaki demirin çoğunluğu kırmızı kan hücrelerinin rengini veren hemoglobinin bileşimindedir. Kalanı karaciğer, dalak ve kemik iliğinde depo edilmiştir Hamilelikte gereksinim artmaktadır. Bağırsak parazitleri, aşırı çay ve kahve tüketimi demir emilimini bozabilmektedir. Ayrıca tek yönlü beslenen kadınlarda ve vejeteryanlarda demir yetersizliği sıklıkla görülür.

İşlevler: Demir minerali vücuttaki en önemli işlevi solunum sisteminde, oksijen taşıması ile ilgilidir. Demir, hemoglobinin bileşiminde bulunur. Demir bağışıklık sistemi ve bilişsel performans için de gereklidir.

Kaynaklar: Karaciğer ve organ etleri, et, yumurta, deniz ürünleri ve tahıl ürünleridir.

Gereksinim: Hamilelik döneminde gereksinim 20-25 mg civarındadır.Genellikle hamile bayanların düzenli takiplerinde doktorlarının önerisi ile demir preparatları günlük beslenmeye ek olarak önerilmektedir.

Çinko

Büyüme ve gelişme, protein yapısındaki enzimlerin işlevleri, üreme için gerekli ve önemli bir mineraldir. Yapılan çalışmalarda çinko mineralinden yetersiz beslenme anne karnındaki bebekte büyüme geriliği, ölü doğumlar, doğumsal anomalilerin ortaya çıktığını göstermektedir. Tahıla dayalı tek yönlü beslenme, demir, kalsiyum minerali gibi çinko mineralinin de emilimin fitatlar nedeniyle etkilenmektedir. Günlük diyete eklenen Fe ile birlikte Zn alımını da arttırmak gerekmektedir.

İşlevler: Büyüme gelişme, karbonhidrat enerji metabolizması, üreme ve bazı enzim ve proteinlerin yapısında bulunur.

Kaynaklar: Et, organ etleri, deniz ürünleri, süt ve türevleri, yumurta ve yağlı tohumlar çinko açısından zengindir.

Gereksinim: Hamilelikte 15- 20 mg ek çinko verilmesi uygun olabilmektedir.

İyot

Tiroit hormonlarının yapısında yer alan ancak insan vücudunda çok az bulunan bir mineraldir. Her yaş döneminde ve hamilelikte vücudumuza almamız gereken önemli mineraldir. Eksikliğinde hipotroidi (tiroid bezinin az çalışması) fazlalığında hipertroidi (tiroid bezinin çok çalışması) gibi sonuçlar doğurabilir. Hamilelikte iyot gereksinmesi karşılanmadığı zaman mental gerilik ve doğumsal anomaliler ortaya çıkabilmektedir.

İşlevler: Troit hormonu yoluyla büyüme, gelişme, üreme, oksijen tüketimi, bazal metabolik hızın ayarlanması ve beyin gelişimi için gereklidir.

Kaynaklar: İyot yetersizliği oluşumunu engellemek için kişilerin iyot gereksinmelerinin diyetle karşılanması gerekir. İyot bakımından zengin gıdalar, deniz ürünleri, tavuk, ıspanak, yumurta, beyaz peynir, elma ve İyot ile zenginleştirilmiş tuz en önemli kaynaklarıdır.

Gereksinim: Hamilelerde 175 -200 mcg’dır.

Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Sağlığı Bölümü doktorlarından Dr. Alper Mumcu, burun kanamalarının gebelikte çok sık karşılaşılan yakınmalardan birisi olduğunu, can sıkıcı olmasına karşın çoğu zaman anne adayı ve bebek açısından zararsız olduğu belirtti.

Gebe bir kadının günün herhangi bir anında ortada hiçbirşey yokken birden burnunun kanamaya başlaması çok da nadir karşılaşılmayan bir durumdur.Bu kanamalar birkaç damla olabileceği gibi zaman zaman çok daha şiddetli olabilir. Kanamalar bazı kadınlarda ara sıra görülürken bazı kadınlar ise hemen hemen hergün benzer kanama atakları yaşayabilirler. Tekrarlayan burun kanamaları gebelikte çok sık karşılaşılan yakınmalardan birisidir ve can sıkıcı olmasına karşın çoğu zaman anne adayı ve bebek açısından zararsızdır.Gebe olsun ya da olmasın hemen hemen herkes hayatının bir döneminde burnundan kan gelmesi durumu ile karşılaşmaktadır. Bir o kadar kişi de sümkürmediği taktirde fark etmediği kanamalar geçirmektedir.Çok nadir olarak da kişiyi ve çevresindekileri panikletecek kadar şiddetli kanamalar olabilir.

Gebelikte neden burun kanar?
Normal popülasyona göre gebelerde burun kanamasına daha sık rastlanmaktadır. Bunun temel nedeni bebeğin ve anne adayının sağlığı açısından gebelik sırasında damarlarda dolaşan kan miktarının artmasıdır. Kan miktarı arttıkça burun mukozası içindeki ince ve yüzeysel kan damarlarının maruz kaldığı basınç da doğal olarak artar. Zaman zaman bu ince damarlar artan basınca direnemez ve damar duvarı yırtılarak kanamaya neden olur. Burun mukozasının kuru kalması, şiddetli sümkürme, burnu ve ağzı tıkayarak hapşırma gibi faktörler de basınç artışına pozitif etki ederek kanamayı tetikleyebilir.

Gebelikteki burun kanamalarını kan hacmindeki artıştan sonra en sık tetikleyen durum burun mukozasının kronik kuruluğudur. Ayrıca sigara kullanımı da damarların kırılganlığını arttırmaktadır.

Burun kanamasının etkileri nelerdir?
Gebelik sırasında burun kanaması yaşayan kadınların ne kendileri ne de bebekleri açısından endişelenmelerini gerektirecek bir durum yoktur. Genelde kanamanın miktarı son derece azdır. Çok nadiren de olsa kendiliğinden ya da alınan basit önlemler ile durmayan kanamalar olabilir.

Kanama durumunda neler yapmak gerekir?
• Öncelikle oturmak gerekir. Uzanılması durumunda kalp ile burun hemen hemen aynı seviyeye geleceğinden önerilmez.
• Burun kökünün yani burun kemerinin üzerinden kuvetlice bastırarak beklemek gerekir. Bu bekleme süresi yaklaşık 10 dakika kadar olmalıdır. Baskı daha erken kaldırılırsa kanın pıhtılaşması için yeterli süre sağlanamadığından kanama durmayabilir.
• Burun köküne buz uygulanması damarların büzüşmesine neden olacağından kanamanın durmasına yardımcı olacaktır.
• Kanama devam ederken uzanmanız kanın yutağa doğru akmasına neden olur. Bu kanın yutulması bulantı ve kusmayı tetikleyebilir.
• Kanama durduktan sonra yaklaşık 10-12 saat kadar sümkürmemeye dikkat edin.

Burun kanaması önlenebilir mi?
Alınacak bazı basit önlemler ile burun kanamalarının önüne geçilebilir. Bunlar
• Çok şiddetli şekilde sümkürmemek.
• Hapşırırken ağız ve burnu kapatmayarak basıncın burun delikleri yolu ile atılmasına olanak sağlamak.
• Özellikle gece yatarken havanın kurumasını engellemek. Bunun için özellikle kış aylarında ısıtıcıların üzerine geniş bir kapta su koymak ya da soğuk buhar makinesi yardımı ile odanın nemini arttırmak yeterli olacaktır.
• Burun mukozasının kurumasını önlemek için burna tuzlu su ya da deniz suyu sıkmak.
• Yeteri kadar sıvı almak ve bol su içmek.
• Fazladan C vitamini almak damarların yapısını güçlendirerek kanamaların azalmasına yardımcı olabilir. Bunun için günde fazladan alacağınız 250 mg C vitamini yeterlidir. Doktorunuzla bu konuyu görüşebilirsiniz.

Burun kanaması nasıl tedavi edilir?
Burun kanamaları genelde hastanede tedaviyi gerektirmeyen sorunlardır. Ancak basit önlemler ile durmayan ya da sık tekrarlayan kanamalar varlığında tıbbi müdahale gerekebilir. Kanamanın durmadığı hallerde burun içine tampon konulması genelde tedavi sağlar.Öte yandan durmayan ya da sık tekrarlayan kanamalarda Kulak Burun Boğaz uzmanları tarafından bazı kimyasallar kullanılarak açık damar uçlarının kapatılması yoluna gidilebilir.

Amerikan Hastanesi
Kadın Hastalıkları ve Sağlığı Bölümü
Dr. Alper Mumcu

9 ay boyunca kâh fiziksel zorluklar kâh duygusal devinimlerle zorlu bir dönem geçiren siz değerli anne adaylarına, güzel vakit geçireceğinize inandığımız bir kitap listesi hazırladık. İşte, yenisiyle eskisiyle size duygular yaşatacak kitaplar!

1. Rob Battles/ Harry Prichett – Kötü Bebek

2. Gülse Birsel- Yazlık

3. Aziz Nesin- Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz

4. Sophie Kinsella – Pasaklı Tanrıça

5. Komikaze Serisi

6. Penguen Serisi

7. Uykusuz Serisi

8. Rıfat Ilgaz- Hababam Sınıfı

9. Sabahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna

10. Zeki Kayahan Coşkun – Durun Siz evlenemezsiniz!

11. Richard Bach – Martı Jonathan Livingston

12. Ahmet Gülüm/Kemal Gönen – Yine mi Yazılı Var? (Dikkat Yazılı Var 2)

13. Şevket Sürek – Hariçten Gazeller

14. Serkan Özburun – Tarih Boyunca Kadın Erkek Dedikoduları

15. Atilla Atalay – Sıdıka

16. Sunay Akın – Bir Çift Ayakkabı

17. Nil Gün – Küçük Pembe Mutluluk Kitabı

18. Lauren Weisberger – Şeytan Prada (Marka) Giyer

19. Trevanian – Şibumi

20. Haldun Dormen – Hisseli Harikalar Kumpanyası

21. Molier – Tartuffe

22. Debbie Macomber – Küçük Mucizeler Dükkanı

23. Ahmet Hamdi Tanpınar – Saatleri Ayarlama Enstitüsü

24. Carolyn Meyer – Kötü Kraliçe

25. John C. Parkin – S*ktir Et!

26. Şebnem Aybar – Bayılmışım… Kendime Geldiğimde 40 Yaşındaydım

27. Pucca – Pucca Günlük ve Geri Kalan Her Şey

28. Ayşe Kulin – Adı Aylin

29. Maeve Binchy – İtalyanca Aşk Başkadır

30. Ferhan Şensoy – Kalemimin Sapını Gülle Donattım

Doğum öncesi hamile kadınların hem fiziksel hem de psikolojik olarak kendilerini doğuma hazırlamaları, bebekleriyle buluştukları o özel anları daha keyifli hale getirmelerini de sağlıyor. Hamileliğin ilk aylarından itibaren doğumla ilgili bilgilenmenin tamamlanması gerektiğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Hakan Çoker, anne adaylarının doğumda işini kolaylaştıracak önerilerde bulundu.

Fiziksel hazırlıklar

1. Hamilelik başlangıcından itibaren doğaldan uzaklaşmadan dengeli beslenin.

2. Üçüncü aydan itibaren bedeninizi egzersizlerle doğuma hazırlayın. Özellikle beden-zihin-nefes dengesine dayalı olan yoga ve pilatesi tercih edebilirsiniz. Rahat bir doğum için gevşemeyi öğrenin. Doğumda rahim kasımız aktif olarak çalışırken, diğer kasların gereksiz enerji tüketmemesi gerekir. Ayrıca doğumda nefes tekniğini öğrenmeniz bebeğiniz ve kendiniz için faydalı olacaktır.

3. Vajinal kesi her doğumda yapılması gereken zorunlu bir uygulama değildir. Bunu engellemek ve için son aya girdikten sonra perine masajını uygulayarak kesisiz doğum şansınızı artırabilirsiniz.

4. Doğumunuzun tıbbi bir engel yoksa kendiliğinden başlamasını bekleyin.

5. Doğum boyunca yatağa bağlı kalmayın. Aktif ve ayakta pozisyonlar kasılmaları daha rahat geçirmenizi sağladığı gibi yerçekiminin de etkisiyle rahim ağzının daha kolay açılmasını ve bebeğin aşağı inişini kolaylaştıracaktır. Yürüyün, sallanın, dans edin; kısaca bedeninizi izleyin, o size ne yapmanız gerektiğini söyleyecektir. Ikınmalar sırasında ayakta ve dik pozisyonları tercih edin.

6. Doğum sonrası kritik saatler anne-bebek bağlanması açısından çok önemlidir. Doğumdan sonra tıbbi bir engel yoksa bebeğinizin derhal kucağınıza bırakılmasını talep edin. Bu konuları önceden doktorunuz ve hastane yönetimi ile konuşun.

Psikolojik hazırlıklar

1. Bulabileceğiniz erken gebelik kurslarına katılın. Hamilelik takibinde sizi bekleyenleri öğrenerek daha bilinçli bir aile olabilirsiniz.

2. Annenizle ya da yakınlarınızla nasıl doğduğunuzu konuşun, bu sizin yapacağınız doğumu da etkiler. Zor bir doğum hikayeniz varsa, bu konuda profesyonel bir çalışma sizi bu negatif etkilenmelerden kurtaracaktır.

3. Beklenen doğum tarihinizi aileniz dahil herkese 2 hafta daha geç söyleyin. Bu tarih geldiğinde yoğun bir telefon trafiği ile gereksiz stres yaşamazsınız çünkü farkında olmadan sizi korkutabilirler.

4. Doğuma kalabalık gitmeyin. Yanınızda size yardımcı olacak kişinin sakin bir kişi olmasına özen gösterin.

5. Ebe hizmetlerinin aktif olarak kullanıldığı hastaneleri tercih edin çünkü doktor doğumun açılma süresinde sürekli sizinle olamaz.

6. Doğumda bebek kalp atışlarının izlenmesi için kullanılan makineye tıbbi bir gereklilik yoksa sürekli bağlı kalmayın. Bu sizi kısıtlar ve bir sorun olduğu hissine kapılırsınız.

7. Doğum için seçtiğiniz hastanenin sezaryen oranlarını ve rutin müdahalelerini öğrenin. Tercihleriniz varsa, bunları önceden doktorunuzla paylaşma sorumluluğu sizindir.

8. Doğum tercihlerinizi yaparken sorumluluk almayı da öğrenmeniz gerekir. Doktor-anne-baba üçlüsü olarak alınacak her kararda sorumluluğunuz olduğunu unutmayın.

9. Doğum normal, doğal ve sağlıklıdır. Ancak gerekli durumlarda sezaryen doğum yapmak durumunda olabileceğiniz de unutmayın.

10. Doğum sonrası bebeğinizle mutlaka aynı odada kalın. Doğum sonrasındaki anne-bebek bağlanmasının bozulmaması için fazla ziyaretçinin odaya dolmasına izin vermeyin.

Gebelikte tüketilen gıdaların hem bebek hem de anne üzerinde ciddi etkileri oluyor. Kullanılan tatlandırıcıların anne ve bebek üzerindeki etkilerin anlatan Uzman Diyetisyen M. Turgay Köse, ayrıntılı bilgiler verdi.

Gebelikte Tatlı İhtiyacı

Gebelikte ağırlık kazanımının kontrol altında tutulması önemlidir. Buna karşılık insanoğlu tatlıya düşkündür. Gündelik yaşantıda farkında olarak ya da olmayarak çok sık kullandığımız tatlandırıcılar da bu tatlı tutkusunun bir yansımasıdır.

Yapay tatlandırıcılar ve kanser tartışmasının sürmesinin ardında bilimsel verilerin karmaşık ve tartışmalı olmasından ziyade yaygın olarak kullanılan bu ürünler hakkında yazılı ve görsel medyada ortaya atılan gerçek dışı her iddianın kamuoyu tarafından çok ilgi çekmesi yer almaktadır. Diğer yandan yapay tatlandırıcıların diyabeti olanlarda ve aşırı kilolularda dolaşım sistemi – kalp hastalığıyla ilişkili riskleri belirgin olarak azalttığını da unutmamak gerekir.

Gebelik ise ilaç kullanımının sınırlandırıldığı fizyolojik bir süreçtir. Bu dönemde acaba yapay tatlandırıcıları kullanmak sağlıklı mıdır? Günümüzde yapay tatlandırıcı maddeleri içeren birçok besin maddesi yaygın olarak tüketilmektedir. Bu ürünlerin kullanımı gebe olmayan kişilerde güvenlidir. Gebelik sırasında yapay tatlandırıcıların kullanımı ile ilgili çok fazla çalışma yoktur. Gebelik döneminde yapay tatlandırıcılar ve bunları içeren ürünlerin mümkün olduğu kadar az tüketilmesi önerilir.

Tatlandırıcılar Hangi Durumlarda Zararlı?

Pek çok yapay tatlandırıcının içinde aspartam adı verilen bir madde bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda aspartamın doğum defektlerine neden olduğu gösterilememiştir. Bu nedenle hamilelikte aspartam kullanımı güvenli olarak kabul edilir. Aspartam vücutta metabolize edildiğinde metanol, aspartik asit ve fenil alanin adı verilen proteinin yapı taşı olan aminoasitler ortaya çıkar. Bunlardan aspartik asit plasentayı geçemez, metanol de çok düşük düzeyde olduğu için zararlı değildir. Bir aminoasit olan fenil alanin ise PKU (fenilketonüri) hastalığı olan kişilere zararlıdır.

Çocukluk döneminde diyet ile tedavi edilebilen bu durum erişkin kadınlarda gebelik döneminde göz önünde bulundurulmazsa bebeğe zarar verebilir. Bu madde sinir sistemine zarar vererek ağır zihinsel geriliğe neden olabilir. O nedenle PKU hastalığı olan gebeler aspartam içeren ürünleri kullanmaktan kesinlikle kaçınmalıdır.

Yapay tatlandırıcıların öncülerinden olan sakarin ise günümüzde artık çok daha az kullanılmaktadır. Sakarinin doğum defektlerini artırdığına dair bir bulgu olmamakla birlikte hem annede hem de bebekte mesane kanseri riskini artırdığı bilinmektedir. Anne adayı sakarin aldığında bu sakarin plasenta yoluyla bebeğinin de kan dolaşımına geçmektedir. Bebek sakarini anne adayından çok daha yavaş yıkmaktadır. Anne adayı fazla miktarda sakarin tükettiğinde bu sakarin bebeğin mesanesinde daha uzun süre kalacağından mesane kanseri riskini artırabilir. Bu nedenle gebelikte sakarin kullanımı önerilmez.

Hamilelere Öneriler

Genel olarak şu anki bilgiler ışığında bu tür yapay tatlandırıcılardan sakınca görülmeyenlerin gebelerde olabildiğince az tüketilmesi, kişinin canı ille de tatlı bir şey istiyorsa da şeker ile hazırlanmış olanlardan yarım porsiyon gibi tüketmesinde yarar vardır. Tatlıların da olabildiğince sütlü veya meyveli olması tercih edilmelidir.

Hamilelik döneminde, özellikle beslenme konusundaki küçük ayrıntılar, anne adayı ve bebek sağlığı açısından risk yaratabiliyor. Uzmanlar, anne adaylarını az pişmiş yumurtadan deniz ürünlerine kadar pek çok besinden uzak durmaları için uyarıyor.

Anne adayları, bebeklerini korumak amacıyla hamilelikte nelerin zararlı olup olmadığını bilmek isterler. Hamileyken kendi sağlığınıza dikkat etmek, bebeğinizi de korumanın en iyi yoludur. Hamilelik boyunca neler yiyebileceğiniz ve yiyemeyeceğiniz konusunda kendinizi çok sıkmayın. Başlangıçta size kocaman görünen ‘hamilelikteki yasaklar listesi’ aslında düşündüğünüz kadar korkutucu değildir. Pek çok yasak besinin zarar verme riski düşüktür ama siz yine de emniyetli olan yolu seçmelisiniz. İşte, hamilelikte beslenme konusunda dikkat etmeniz gerekenler.

Küflü ve pastörize edilmemiş sütten yapılan peynirler

Küflü ve pastörize edilmemiş sütten yapılan peynirler güvenilir değildir. Pastörize edilmemiş yumuşak peynirlerde; erken doğum, düşük ve doğum kusurlarına yol açan listeria (tehlikeli bir bakteri cinsi) bulunur. Pastörize sütten yapılmış her tür beyaz peynir, kaşar peyniri ya da diğer tür peynirler rahatlıkla yenebilir. Peynir iyi bir kalsiyum kaynağı olduğundan, hamileler için gereklidir. Bebeğinizin kemik ve diş gelişimine faydası olur.

Yumurta

Az pişmiş yumurta ve pişmemiş yumurta içeren mayonez gibi yiyecekler hamileyken tüketilmemeli. Çiğ ve az pişmiş yumurta, şiddetli besin zehirlenmesine neden olan salmonellanın kaynağı olabilir. İyi pişmiş ya da katılaşana kadar kaynamış yumurtanın bir zararı olmaz. Güvenilir yumurtalar alın ve iyice pişirdikten sonra yiyin.

Az pişmiş ya da çiğ et

Çiğ ya da az pişmiş et kesinlikle yenmemeli. Az pişmiş ve çiğ ette toksoplazma riski vardır. Toksoplazma, düşüğe ve doğum kusurlarına neden olabilir. Et ve tavukları, hiç pembelik kalmayana kadar pişirmelisiniz. Buzluktan çıkan etleri, iyice çözülmeden pişirmeyin.

Deniz ürünleri

Midye, istiridye, karides gibi çiğ ve az pişmiş kabuklu deniz ürünleri yenmemeli. Sushi de hamilelikte tüketilmemelidir. Çiğ deniz ürünleri salmonella nedeniyle zehirlenmeye neden olabilir. Aynı zamanda, campylobacter (hem hayvanlarda hem de insanlarda hastalık yapan bir bakteri) ve listeria da taşıyabilirler. Deniz ürünlerini, bakterilerinin ölmesini sağlamak için iyice pişirdikten sonra yiyebilirsiniz.

Balık

Konserve balıkları haftada iki kereden fazla yemeyin. Köpek balığı ve kılıç balığından da uzak durmalısınız. Bu balıklar cıva gibi ağır metaller içerebilir ve bunlar da bebeğinizin sinir sistemine zarar verebilir. Hamilelere özellikle; lüfer, palamut, levrek, sardalye, uskumru ve somon tavsiye edilir. Yeter ki, iyice pişmiş olsunlar.

Şeyda Coşkun
Ahmet Maranki
Şifalı Yemekler

İbrahim Saraçoğlu
Canan Karatay
Prof Dr O. Müftüoğlu
Suna Dumankaya
Taylan Kümeli
Dr. Feridun Kunak
Haluk Saçaklı
Erkan Topuz
Mehmet Öz
Ebru Şallı
Dr Gürkan Kubilay
Suat Arusan
Ender Saraç
Ömer Coşkun
KAN GRUBUNA GÖRE BESLENME
Güzellik & Bakım
Diyet
Şifalı Bitkiler
Gün Gün Hamilelik
Ameliyat Görüntüleri
3000 TIP DOKTORU
Yeni SGK Yasası
Alışveriş & İndirim
Fıkralar
İstanbul Rehberi
Tatil Seçenekleri
Şarkı Sözleri